Saygıdeğer güzel canlar;
İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak düzenlediğimiz bu ziyaret programına
öncelikle hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Bu program, İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Hünkâr Hace
Bektaş Veli İnanç ve İrfan Yolculuğu”na katılan siz değerli canlarımızın ziyaret ettikleri
makamları daha yakından tanımaları, Alevi-Bektaşi öğretisinin temel ilkelerini yerinde
öğrenmeleri ve bu kadim yolun gönül mirasını hissederek yaşamaları amacıyla hazırlanmıştır.
Bu yolculuğun hedefi yalnızca tarihî mekânları görmek değildir. Asıl amaç; Hünkâr’ın
insan sevgisini, Ehl-i Beyt’e bağlılığını, ilim ve irfan anlayışını, birlik ve kardeşlik çağrısını
gönüllerimize taşımaktır.
Yolumuz sevgi yoludur.
Yolumuz ikrar yoludur.
Yolumuz insanı yaşatma yoludur.
Yolumuz Hakk, Muhammed, Ali yoludur.
Öncelikle, Serçeşme olan
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin isim ve unvanlarının manevi anlamlarını öğrenelim.
Serçeşme
Serçeşme; Alevi–Bektaşi yolunun irfan kaynağı, erkânın ve hakikatin pınarıdır. Bütün
pirleri, ocakları, dedeleri ve talipleri gönül birliğinde buluşturan manevî merkezdir.
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli ise erenlerin başı ve canlara özü, edebi, erkânı ve hakikati
öğreten büyük mürşittir.
Pir
Pir, yol gösteren, hakikate ulaştıran mürşittir. Canı nefsinden arındırıp özüne ve Hakk’a
yönelten rehberdir.
Hünkâr
Hünkâr, manevi ululuğun ve gönül sultanlığının ifadesidir. Gönüllere hükmeden
değil, gönüllerde taht kuran ulu erendir.
Hace
Hace; bilgin, öğretici, üstat, mürşit ve yol göstericidir. İnsana ilmi öğretirken asıl
bilgeli
Anadolu’ya irfan, eğitim, ahlak ve insan sevgisi taşıyan bir öğreticidir.
Bektaş
Bektaş, bir isimden öte, zamanla bir irfan yolunun ve gönül anlayışının adı olmuştur.
Hak, Muhammed, Ali sevgisini; insanı ve yaratılanı sevme anlayışını taşır.
Veli
Veli, Hakk’a yakın, gönlü Hak ile olan Allah dostudur. İnsanda Hakk’ı gören, sevgiyi
ve kardeşliği yol bilen erendir.
Hacı mı, Hace mi?
Hacı: Hac ibadetini yerine getiren kişi anlamındadır.
Hace ise: “öğretici, hoca, mürşit, yol gösterici” anlamlarında kullanılır.
Saygıdeğer güzel canlar;
İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak düzenlediğimiz bu ziyaret programına
öncelikle hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Bu program, İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Hünkâr Hace
Bektaş Veli İnanç ve İrfan Yolculuğu”na katılan siz değerli canlarımızın ziyaret ettikleri
makamları daha yakından tanımaları, Alevi-Bektaşi öğretisinin temel ilkelerini yerinde
öğrenmeleri ve bu kadim yolun gönül mirasını hissederek yaşamaları amacıyla hazırlanmıştır.
Bu yolculuğun hedefi yalnızca tarihî mekânları görmek değildir. Asıl amaç; Hünkâr’ın
insan sevgisini, Ehl-i Beyt’e bağlılığını, ilim ve irfan anlayışını, birlik ve kardeşlik çağrısını
gönüllerimize taşımaktır.
Yolumuz sevgi yoludur.
Yolumuz ikrar yoludur.
Yolumuz insanı yaşatma yoludur.
Yolumuz Hakk, Muhammed, Ali yoludur.
Öncelikle, Serçeşme olan
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin isim ve unvanlarının manevi anlamlarını öğrenelim.
Serçeşme
Serçeşme; Alevi–Bektaşi yolunun irfan kaynağı, erkânın ve hakikatin pınarıdır. Bütün
pirleri, ocakları, dedeleri ve talipleri gönül birliğinde buluşturan manevî merkezdir.
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli ise erenlerin başı ve canlara özü, edebi, erkânı ve hakikati
öğreten büyük mürşittir.
Pir
Pir, yol gösteren, hakikate ulaştıran mürşittir. Canı nefsinden arındırıp özüne ve Hakk’a
yönelten rehberdir.
Hünkâr
Hünkâr, manevi ululuğun ve gönül sultanlığının ifadesidir. Gönüllere hükmeden
değil, gönüllerde taht kuran ulu erendir.
Hace
Hace; bilgin, öğretici, üstat, mürşit ve yol göstericidir. İnsana ilmi öğretirken asıl
bilgeliğin, insanın kendi özünü bilmesi olduğunu gösterir.
Bektaş
Bektaş, bir isimden öte, zamanla bir irfan yolunun ve gönül anlayışının adı olmuştur.
Hak, Muhammed, Ali sevgisini; insanı ve yaratılanı sevme anlayışını taşır.
Veli
Veli, Hakk’a yakın, gönlü Hak ile olan Allah dostudur. İnsanda Hakk’ı gören, sevgiyi
ve kardeşliği yol bilen erendir.
Hacı mı, Hace mi?
Hacı: Hac ibadetini yerine getiren kişi anlamındadır.
Hace ise: “öğretici, hoca, mürşit, yol gösterici” anlamlarında kullanılır.
Saygıdeğer güzel canlar;
İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak düzenlediğimiz bu ziyaret programına
öncelikle hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Bu program, İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Hünkâr Hace
Bektaş Veli İnanç ve İrfan Yolculuğu”na katılan siz değerli canlarımızın ziyaret ettikleri
makamları daha yakından tanımaları, Alevi-Bektaşi öğretisinin temel ilkelerini yerinde
öğrenmeleri ve bu kadim yolun gönül mirasını hissederek yaşamaları amacıyla hazırlanmıştır.
Bu yolculuğun hedefi yalnızca tarihî mekânları görmek değildir. Asıl amaç; Hünkâr’ın
insan sevgisini, Ehl-i Beyt’e bağlılığını, ilim ve irfan anlayışını, birlik ve kardeşlik çağrısını
gönüllerimize taşımaktır.
Yolumuz sevgi yoludur.
Yolumuz ikrar yoludur.
Yolumuz insanı yaşatma yoludur.
Yolumuz Hakk, Muhammed, Ali yoludur.
Öncelikle, Serçeşme olan
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin isim ve unvanlarının manevi anlamlarını öğrenelim.
Serçeşme
Serçeşme; Alevi–Bektaşi yolunun irfan kaynağı, erkânın ve hakikatin pınarıdır. Bütün
pirleri, ocakları, dedeleri ve talipleri gönül birliğinde buluşturan manevî merkezdir.
Pir Hünkâr Hace Bektaş Veli ise erenlerin başı ve canlara özü, edebi, erkânı ve hakikati
öğreten büyük mürşittir.
Pir
Pir, yol gösteren, hakikate ulaştıran mürşittir. Canı nefsinden arındırıp özüne ve Hakk’a
yönelten rehberdir.
Hünkâr
Hünkâr, manevi ululuğun ve gönül sultanlığının ifadesidir. Gönüllere hükmeden
değil, gönüllerde taht kuran ulu erendir.
Hace
Hace; bilgin, öğretici, üstat, mürşit ve yol göstericidir. İnsana ilmi öğretirken asıl
bilgeli
Anadolu’ya irfan, eğitim, ahlak ve insan sevgisi taşıyan bir öğreticidir.
Bektaş
Bektaş, bir isimden öte, zamanla bir irfan yolunun ve gönül anlayışının adı olmuştur.
Hak, Muhammed, Ali sevgisini; insanı ve yaratılanı sevme anlayışını taşır.
Veli
Veli, Hakk’a yakın, gönlü Hak ile olan Allah dostudur. İnsanda Hakk’ı gören, sevgiyi
ve kardeşliği yol bilen erendir.
Hacı mı, Hace mi?
Hacı: Hac ibadetini yerine getiren kişi anlamındadır.
Hace ise: “öğretici, hoca, mürşit, yol gösterici” anlamlarında kullanılır.
Anadolu’ya irfan, eğitim, ahlak ve insan sevgisi taşıyan bir öğreticidir.
Bu nedenle Alevi-Bektaşi geleneğindeki anlatımda “Hace Bektaş Veli”, Hünkâr’ın yol
gösterici ve öğretici makamını vurgular.
Serçeşme’den Pir’e, Pir’den Hünkâr’a; Hace’nin irfanından Bektaş’ın yoluna, Veli’nin
Hakk’a yakınlığına uzanan bu isimler, Hace Bektaş Veli’nin manevi şahsiyetinin farklı
yönlerini anlatır.
Sevgili canlar,
Çıktığımız bu yolculuk, sıradan bir seyahat değildir. Bizler bugün Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin
huzuruna, Horasan erenlerinin izine ve Anadolu irfanının en büyük ocaklarından birine doğru
yol alıyoruz.
Bu sebeple yol boyunca göstereceğimiz her davranış, taşıdığımız niyet kadar önemlidir.
Alevi-Bektaşi öğretisinde yol; yalnızca gidilen bir güzergâh değil, insanın kendini
tanıma, olgunlaştırma ve Hakk’a yönelme sürecidir.
Yolun özü sevgidir, edeptir, kardeşliktir ve paylaşmaktır.
Hünkâr Hace Bektaş Veli, insanın önce kendisini eğitmesini öğütler.
Onun meşhur nasihati, bu yolun özünü ifade eder:
Bu söz; sadece bireysel ahlâkı değil, toplumsal huzuru da koruyan temel bir ilkedir.
Elimizle kimseye zarar vermemek, dilimizle gönül kırmamak, nefsimize hâkim olmak ve
her zaman doğruluktan ayrılmamak bu yolun erkânıdır.
Ziyaret edeceğimiz her makam, bizlerden bu anlayışa uygun bir duruş beklemektedir.
Yol Boyunca Dikkat Edeceğimiz Hususlar
Birbirimize sevgi ve saygıyla yaklaşalım.
Büyüklerimize ve rehberlik yapan canlara hürmet gösterelim.
Yol arkadaşlarımızı incitecek söz ve davranışlardan kaçınalım.
Ziyaret ettiğimiz mekânlarda sessizliğe ve huzura özen gösterelim.
Türbelerde ve dergâhlarda fotoğraf çekilmesi uygun olan veya olmayan alanlara
saygı gösterelim.
Çevremizi temiz tutalım; doğaya ve tarihî yapılara zarar vermeyelim.
Rızasız, izinsiz kimsenin bahçesine, malına ve lokmasına el uzatmayalım.
Unutmayalım ki her ziyaret, önce gönülde başlar. Gönlü temiz olmayanın attığı adım,
yürüdüğü yol, onu hakikate ulaştırmaz.
Bu sebeple:
Ziyaretlerde içeriye huzur ve sükûnet içinde girelim.
Niyazımızı samimiyetle yapalım.
Başkalarının ibadet ve niyazına engel olmayalım; saygı gösterelim.
Türbeleri dilek kapısı değil, irfan kapısı olarak görelim.
Alevi-Bektaşi öğretisine göre gerçek ziyaret, insanın kendi gönlünü ziyaret etmesidir.
Hünkâr’ın dergâhına varan kişi, oradan döndüğünde daha sabırlı, daha hoşgörülü ve
daha merhametli olabiliyorsa, işte gerçek ziyaretini yapmış demektir.
Yine Hace Bektaş Veli’nin güzel bir sözü:
“Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin kıblesi taş ve duvar değil, insandır; secdesi şekle değil, Hakikate yönelmiştir. O, insanda Hakk’ı görmeyi, gönlü Kâbe bilmeyi ve özünü tanımayı öğretmiştir. Bu nedenle ‘Hace’, yani yol gösteren, öğreten ve mürşit olan Hünkâr’dır.” “Yol, Edep ve Muhabbet ile Yürünür” “Eline, beline, diline sahip ol.” “Eline, beline, diline sahip ol.” düsturuyla yürünür.
Bu söz, yalnızca bir davet değil; Alevi-Bektaşi yolunun temel
anlayışıdır. Birlik olmadan dirlik olmaz; muhabbet olmadan yol
yürümez.
Yunus Emre’nin dizeleriyle:
Gelin canlar bir olalım,
İşi kolay kılalım.
Sevelim sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz.
Bu dizeler, yolculuğumuzun ruhunu en güzel şekilde özetlemektedir.
Sevgili canlar,
Bugün çıktığımız bu yolculuk, sıradan bir gezi değildir. Bu yolculuk; Horasan’dan Anadolu’ya
uzanan irfan yolunun izini sürmek, Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin öğretisini yerinde anlamak
ve Anadolu erenlerinin bıraktığı manevi mirasa niyazda bulunmak amacıyla düzenlenmiştir.
Sırasıyla ziyaret edeceğimiz her makam, yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir. Her
biri; sevginin, hoşgörünün, paylaşmanın, adaletin ve insan olmanın sembolü hâline
gelmiş kutlu mekânlardır.
Ziyaret ettiğimiz her yerde bir gerçeği yeniden hatırlayacağız:
Alevi-Bektaşi öğretisinde en büyük keramet, insanın kendini tanıması, nefsini terbiye etmesi
ve bütün yaratılmışlara aynı gözle bakabilmesidir.
Bu nedenle ziyaretlerimizi sadece görmek için değil; anlamak, hissetmek ve
gönlümüze nakşetmek için gerçekleştireceğiz.
1- ZİYARET DURAĞI
HASAN DEDE OCAĞI
Kırıkkale’nin Gönül Sultanı
Hasan Dede Kimdir?
Hasan Dede, Anadolu Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde önemli bir yere sahip olan
Horasan erenlerinden, şeyh ve inanç önderlerinden biridir.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” “Erenlerin makamı taşta değil, gönüllerdedir.”
Tarihî kaynaklarda Şeyh Hasan Fakih diye geçer, Yakup Fakih oğlu olarak da anılmaktadır.
Hasan Dede’nin yaşamı, Anadolu’ya gelişi ve Bektaş Veli ile ilişkisi konusunda
tarihî bilgilerle birlikte menkıbevi ve sözlü anlatılar da bulunmaktadır.
Hasan Dede’nin Horasan ve Karaman üzerinden Anadolu’ya geldiği, Hz. Ali evlatlarından
Dokuzuncu İmam Muhammed Taki’nin soyuna dayandığı ve Ehl-i Beyt geleneğine bağlı
bir inanç çizgisi sürdürdüğü aktarılır.
Anadolu’ya gelen Horasan erenleri gibi onun da amacı yalnızca bir bölgeye yerleşmek değil;
insana hizmet etmek, inancı ve kültürü yaşatmak, halkı ilim ve bilimle eğitmek, İslamiyet’i
Alevi inanç felsefesi ile Türk ve Türkmen kimliği üzerinden yorumlamak, toplumsal
dayanışmayı güçlendirmek ve gönülleri birleştirmek olmuştur.
Tarihî anlatılarda Hasan Dede’nin, Hace Bektaş Veli’nin bulunduğu Sulucakarahöyük’e
geldiği; Hoca Ahmet Yesevi’den Hünkâr Hace Bektaş Veli’ye ulaşan kutsal peygamber
emanetlerinin Balım Sultan eliyle Hasan Dede’ye verildiği anlatılır.
Bu anlatılar, Hasan Dede’nin Hace Bektaş Veli geleneğiyle olan manevi bağını ifade ettiği
gibi, Alevi-Bektaşi sözlü kültürünün önemli unsurları arasında yer almaktadır.
Hasan Dede’nin Kırıkkale’ye Yerleşmesi
Hasan Dede’nin bugünkü Kırıkkale’nin Hasandede beldesi olan bölgeye 16. yüzyılın
ikinci yarısında, kaynaklarda özellikle 1579 yılı civarında geldiği kabul edilmektedir.
Hasan Dede’nin yanında sekiz dervişiyle birlikte gelip bu bölgeye yerleştiği tarihî kaynaklarda
ve belgelerde mevcuttur.
Hasan Dede burada bir zaviye (Cemevi) kurmuş ve gelip geçenlere, yolculara ve bölge
halkına hizmet etmiştir.
Dönemin padişahı tarafından verilen beratla bölgeye yerleşmeleri desteklenmiş ve
zaviyenin hizmetlerini sürdürebilmesi için çeşitli imkânlar sağlanmıştır.
Bu zaviye (Cemevi), Hasan Dede’nin çevresinde şekillenen inanç, hizmet, dayanışma ve
irşat geleneğinin merkezi olmuştur.
Bugün Hasan Dede adıyla anılan yerleşimin de onun burada bıraktığı güçlü manevi ve
kültürel izler nedeniyle bu adı aldığı kabul edilmektedir.
Alevi İnanç Geleneğinde Hasan Dede’nin Yeri
Hasan Dede’yi yalnızca türbesi bulunan tarihî bir şahsiyet olarak değerlendirmemek gerekir.
Hasan Dede, çevresinde oluşan inanç geleneği ve kendisinden sonra devam eden Hasan
Dede Ocağı ile Alevi ocak sistemi içerisinde önemli bir yere sahiptir.
Alevi geleneğinde ocaklar; dede-talip ilişkisi, inancın aktarılması, erkânın yaşatılması,
toplumsal dayanışma, toplumsal ahlak ve manevi rehberlik açısından önemli kurumlardır.
Bu nedenle Hasan Dede’nin adı, yalnızca yaşadığı dönemle sınırlı kalmamış; onun
soyundan ve inanç yolundan gelenlerle birlikte günümüze kadar ulaşan bir dede ve ocak
geleneğinin temel isimlerinden biri olmuştur.
Hasan Dede’nin Alevi-Bektaşi inanç dünyasındaki yeri; erenlik, pirlik, hizmet, gönül,
insan sevgisi, Hak aşkı ve yol-erkân kavramlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Hasan Dede: Aşık ve Şair
Hasan Dede aynı zamanda âşık ve şair kimliğiyle de tanınmaktadır.
Şiirlerinde insan sevgisi, Hak aşkı, gönül, erenlik, birlik ve hakikat gibi AleviBektaşi düşüncesinin temel değerleri öne çıkar.
Hasan Dede’nin şiir ve deyişlerinin bir bölümü günümüze kadar ulaşmış; özellikle “Eşrefoğlu
Al Haberi”, “Budin Türküsü” ve “Temeşvar Türküsü” gibi eserleriyle tanınmıştır.
“Eşrefoğlu Al Haberi” deyişinde birlik, gönül ve hakikat anlayışı dikkat
çekmektedir.
Bu anlayış, Hasan Dede’nin insanı merkeze alan, farklılıkları bir zenginlik olarak gören ve
gönül birliğini öne çıkaran düşünce dünyasının önemli bir yansımasıdır.
Hasan Dede’nin Hizmet ve Gönül Anlayışı
Hasan Dede’nin yaşamında hizmet önemli bir yer tutar.
Kurduğu zaviye (Cemevi), gelip geçenlere hizmet veren bir mekân olmasının yanında
bölgedeki insanların bir araya geldiği ve inanç-kültür geleneğinin yaşatıldığı bir merkez
olmuştur.
Bu yönüyle Hasan Dede’nin hayatı, Anadolu’daki erenlerin yalnızca inanç önderliği
yapmadığını; aynı zamanda yerleşimlerin oluşmasına, sosyal dayanışmanın gelişmesine
ve kültürel hayatın şekillenmesine katkıda bulunduğunu gösteren örneklerden biridir.
Hasan Dede’nin bağcılık ve bahçecilikle uğraştığı, özellikle yetiştirdiği büyük karpuzlarla
ün kazandığı da halk anlatıları arasında yer alır. Bu nedenle kendisine “Karpuzu Büyük
Hasan Dede” denildiği aktarılır.
Hasan Dede Türbesi ve Külliyesi
Bugün ziyaret edilen Hasan Dede Türbesi, Hasan Dede’nin adına oluşmuş tarihî inanç ve
kültür alanının önemli bölümünü oluşturmaktadır.
Türbede Hasan Dede’nin sandukası bulunmakta; yakınındaki diğer türbede ise
evlatları Mustafa, Halil, İbrahim ve Ümmühan’ın sandukaları yer almaktadır.
Türbenin çevresinde Hasan Dede’nin torunlarına ait mezarlar da bulunmaktadır.
Hasan Dede’nin yaşadığı ve hizmet verdiği alan zaman içerisinde bir külliye ve ziyaret
merkezi niteliği kazanmıştır.
Hasan Dede’nin kurduğu dergâh ve zaviye, yani bugünün ifadesiyle Cemevi veya Meydan
Evi, sonraki tarihî süreçlerde birçok Alevi-Bektaşi dergâhında olduğu gibi değiştirilmiş;
yapıya bir minare eklenerek bugünkü cami hâlini almıştır.
Mekke Taşı ve Hasan Dede Menkıbesi
Hasan Dede ziyaretinin önemli unsurlarından biri de halk arasında Mekke Taşı olarak
bilinen emanet taştır.
Bu taş hakkında çeşitli menkıbeler anlatılmaktadır.
Bunlardan en bilineni şöyledir:
Eşrefoğlu al haberi,
Bahçe biziz gül bizdedir.
Biz Mevla’nın kuluyuz,
Yetmiş iki dil bizdedir.
Adem vardır cismi semiz,
Alır abdest olmaz temiz.
Halkı dahleylemek nemiz?
Cümle vebal bizdedir.
Biz erenler gerçeğiyiz,
Has bahçenin çiçeğiyiz.
Bektaş köçeğiyiz,
Edepli erkân, yol bizdedir.
Kul Hasan Dede’m kuldur,
Manayı söyleyen dildir.
Elif Hakk’a doğru yoldur,
Cim ararsan dal bizdedir.
Hace
Hasan Dede kasabasının eşrafından Ömer Ağa, ticaret için Hicaz’a gitmeden önce Hasan
Dede’nin yanına uğrar.
Hasan Dede’den bir isteği veya siparişi olup olmadığını sorar.
Hasan Dede, Ömer Ağa’ya Mekke Şerifi’ne verilmek üzere bir çıkın verir. Ancak “Sakın
çıkını açma, içine bakma.” der.
Ömer Ağa yoldayken Hasan Dede’nin verdiği çıkını merak eder ve içine
bakar. Çıkını açtığında iki karpuz çekirdeği ile bir kömür parçası görür.
Mekke’ye ulaştığında çıkını Mekke Şerifi’ne vermek istemez. Ticaretini ve
alışverişini yaptıktan sonra dönüş hazırlığına girişir.
Mekke Şerifi, tellal çıkararak Rum diyarından bir emanetinin geldiğini ve kendisine
getirilmesini duyurur.
Bunun üzerine Ömer Ağa, Mekke Şerifi’nin huzuruna çıkar ve çıkını verir.
Mekke Şerifi emaneti açar. İki karpuz çekirdeği iki büyük karpuza, kömür parçası ise kara bir
kurbanlık koça dönüşür.
Ömer Ağa şaşırıp kalır. Bunun üzerine Mekke Şerifi de Hasan Dede’ye verilmek üzere
bir emanet verir.
Dönüş yolunda yine çıkını merak eden Ömer Ağa çıkını açtığında çıkının içinde bulunan taşın
güvercine dönüştüğü ve cemevi (Meydan Evi) yani zaviye inşaatında bir türlü taş tutmayan bir
oyuğa gelip yerleştiği ve yeniden taş kesildiği anlatılır.
Bu taşın, bugün minareli caminin duvarında pirinç çerçeve içinde bulunan taş olduğu
söylenmektedir.
Taşın pirinç çerçevesini Alman bir mimar yaptırmıştır.
Hasan Dede’nin Mirası
Hasan Dede’nin mirası yalnızca türbesiyle sınırlı değildir.
Onun adı;
Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde,
Hasan Dede Ocağı’nda,
şiir ve deyişlerde,
zaviye ve hizmet anlayışında,
sözlü kültürde,
türbe ve ziyaret geleneğinde
yaşamaya devam etmektedir.
Hasan Dede, Anadolu’nun farklı inanç ve kültürlerin buluştuğu tarihî coğrafyasında, Hak
sevgisini, insan sevgisini, gönül birliğini, hizmeti ve erenlik geleneğini temsil eden önemli
inanç önderlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Bugün Hasan Dede’yi ziyaret ederken yalnızca tarihî bir türbeyi ziyaret etmiyoruz.
Bir ereni, bir piri, bir inanç önderini; onun bıraktığı gönül ve hizmet mirasını, AleviBektaşi yolunun Anadolu’daki köklü izlerinden birini ziyaret ediyoruz.
Hasan Dede’nin şahsında; Anadolu’ya Horasan’dan gelen erenlerin bıraktığı barış, hoşgörü,
insan sevgisi, Hak aşkı ve hizmet anlayışını hatırlıyor; geçmişten günümüze ulaşan bu
değerli inanç ve kültür mirasına saygıyla niyaz ediyoruz.
Hasan Dede’nin devri daim, mekânı nur olsun.
2- ZİYARET DURAĞI
BEŞTAŞLARIN HİKÂYESİ
Hünkâr Hace Bektaş Veli, Horasan’dan Anadolu’ya güvercin donunda gelir; çünkü
güvercin barışı, sevgiyi ve masumiyeti temsil eder.
Sulucakarahöyük’e geldiği ilk yıllarda çevrede yaşayan insanların bazıları onun manevi
büyüklüğünü tam olarak anlayamamış; inanmayanlar da kuşkuyla yaklaşanlar da
olmuştur.
Bu kişilerin başında da İdris’in kardeşi Sarı bulunuyormuş.
Hace Bektaş buraya dergâhını kurana kadar İdris ve Kadıncık Ana onu evlerinde
misafir etmişler.
O tarihlerde Sulucakarahöyük’te ancak yedi ev vardı.
Bu yüzden büyükbaş hayvanlarını bir güdücüye vermez, nöbetleşe güderlermiş.
Bir gün nöbet sırası İdris’e gelmiş. O gün İdris’in önemli bir işi varmış. Kadıncık Ana’ya, “Nöbet
bana geldi ama bugün bir işim var. İşim bitinceye dek sığırları gütmesi için parayla bir adam
tutmak istedim; onu da bulamadım. Bilmem ne yapacağım?” demiş.
Hünkâr, İdris’in bu sözünü duyunca, “Gam çekme, sen var git işine; bugünlük sığırları ben
güderim. Tanrı izin verirse bir zarar gelmez!” demiş. İdris, “Size zahmet olur, reva görmem!”
dediyse de Hünkâr’ın ısrarıyla razı olmuş.
İdris, sığırları toplayıp getirmiş; kendisi de işe gitmiş.
“ Bektaş Veli, o gün hayvan otlatırken, Sarı isminde biri öküzlerini getirip bu hayvanların
arasına kattı. Hace Bektaş Veli de: Ben bunları görüp gözetemem, bir zarar gelirse
karışmam” diye Sarı’nın sığırlarını sürüye katmasına karşı çıktı.
Sarı, bu itirazı dinlememiş ve sığırlarını bırakmakta ayak diretmiş. Hünkâr Hazretleri o
zaman çevrede bulunan beş taşa hitaben, “Siz tanık olun, yarın hesap vaktinde şehadet
edersiniz.” demiş. O gün Sarı’nın öküzlerini kurt parçalamış. İş kadıya düşmüş.
Hace Bektaş Veli, “Ben Sarı’ya, ‘Öküzleri sürüye katma, onları kurt yiyecek.’ dedim ama
sözümü dinletemedim.” deyince kadı, “Tanığın var mı?” diye sormuş. Hace Bektaş Veli, “Beş
tane tanığım var.” demiş. Otlak yerine gidip taşlara seslenince taşlar yuvarlana yuvarlana
huzura gelmiş ve Hace Bektaş Veli’nin doğruluğuna tanıklık etmişler.
Sarı’nın öküzlerini ısrarla sürüye katmasının nedeni kötü niyetiydi. Sarı, diğer adıyla
Sarı İsmail, aynı zamanda İdris’in kardeşiydi. Hünkâr’ın İdris’in evinde misafir olmasına
karşı çıkmış ve Hünkâr’a olmadık iftiralar atmıştı.
O gün de kötü niyetle öküzlerini sürüye katmıştı. Ancak erenlerin himmeti ve Hünkâr’ın
kerametiyle Hakk’ı ve hakikati görmüş; daha sonra Hünkâr’ın baş halifesi olmuş ve
Hünkâr’ın Hakk’a uğurlama hizmetini de üstlenmiştir.
“Keramet, taşta değil; Hakk’a yönelen gönüldedir.”
Bir dörtlük
Ya Hünkâr Bektaş
İşin gücün hep mi taş?
Hamur kaya, At kaya
Şahidin midir Beş Taş?
Sevgili canlar,
Beştaşlar’ı ziyaret ederken yalnızca taşlara değil; onların hatırlattığı
değerlere yöneliriz. Taşlar bize şunu söyler:
İnsan gönlü de bazen taş gibi katı olabilir. Ama sevgi, ilim ve irfan o
gönlü yumuşatabilir. İşte Hünkâr’ın en büyük kerameti de budur.
Kırgın gönülleri barıştırmaktır.
Aç olanı doyurmaktır.
Mazlumun yanında durmaktır.
Kibir yerine tevazuyu seçmektir.
İlim ve irfanla insan yetiştirmektir.
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin bütün yaşamı bize bu anlayışı öğretir.
Bu yüzden Beştaşlar’ı gezerken aklımızda şu düşünce olsun:
Yolumuzdan Bir Söz
— Hünkâr Bektaş Veli
3- ZİYARET DURAĞI
ÇİLEHANE
Nefis Terbiyesi ve Hakk’a Yolculuk
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin manevi hayatında çok önemli bir yere sahip olan Çilehane’yi
iyi anlayalım.
“Taşın yumuşaması değil, gönlün yumuşaması asıl keramettir.” “İnsanın cemali sözünün güzelliğindedir.” “Kendini bilen, Rabbini bilir.” Güzel söz, güzel gönlün aynasıdır.
Burada göreceğimiz yer, sadece taşlardan oluşan küçük bir mağara
değildir. Burası; sabrın, nefis terbiyesinin, ibadetin, tefekkürün ve Hakk’a
yönelişin yeridir.
Alevi-Bektaşi öğretisinde insanın en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendi nefsiyle
yaptığı mücadeledir.
İşte Çilehane bize bunu hatırlatır.
Çile Nedir?
Günümüzde “çile” kelimesi çoğu zaman sıkıntı çekmek anlamında kullanılır. Oysa tasavvuf
ve Alevi-Bektaşi geleneğinde çile, insanın kendini olgunlaştırma süreci demektir. Çile:
Öfkeyi sabra dönüştürmektir.
Kibri tevazuya dönüştürmektir.
Nefreti sevgiye dönüştürmektir.
Cehaleti ilimle gidermektir.
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin öğretisinde gerçek olgunluk, insanın önce kendi iç
dünyasını güzelleştirmesiyle başlar.
Hünkâr’ın Çilesi
Alevi-Bektaşi geleneğinde anlatıldığına göre Hünkâr Bektaş Veli,
Sulucakarahöyük’e geldikten sonra belirli dönemlerde burada inzivaya çekilmiş, ibadet,
zikir, dua ve tefekkürle meşgul olmuştur.
Bu anlatımlar, onun dünyadan el etek çektiği anlamına gelmez. Tam tersine, insanlara
daha faydalı olabilmek için önce kendi gönlünü arındırmasının sembolü olarak görülür.
Çile, kaçmak değil; hazırlanmak demektir.
Sessizlik içinde olgunlaşmak demektir.
İnsanın kendisiyle hesaplaşması demektir.
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin en önemli öğretilerinden biri Dört Kapı Kırk
Makam anlayışıdır. Bu dört kapı:
Şeriat
Tarikat
Marifet
Hakikat
olarak ifade edilir.
Her kapının kendine ait on makamı vardır ve insan, güzel ahlak, ilim, sabır, doğruluk
ve hizmetle bu yolculukta ilerler.
Çilehane, işte bu manevi yolculuğun sembollerinden biridir.
Buraya gelen can, önce kendisine şu soruyu sormalıdır:
Çilehane’den Alacağımız Ders
Hünkâr bize şunu öğretir:
İnsan önce kendi kusurunu görecek…
Sonra başkasını yargılamayı bırakacak…
Öfkesini dizginleyecek…
Kibir yerine tevazuyu seçecek…
Ve her gün bir önceki günden daha iyi bir insan olmaya çalışacak…
İşte gerçek çile budur.
“Ben bu yolculukta kendimi ne kadar tanıyorum?”
Yolumuzdan Bir Söz
Bir Dörtlük
Erbain Nedir?
Alevi-Bektaşi geleneğinde Erbain, bir kişinin kırk günlük çile, riyazet, ibadet ve içsel
arınma sürecine girmesi anlamında kullanılır.
Amaç yalnızca bedensel bir inziva değil; nefsini terbiye etmek, gönlünü arındırmak ve
hakikate yaklaşmaktır.
4- ZİYARET DURAĞI
DELİKLİ TAŞ
İnsanın Kendisiyle Yüzleştiği Makam
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri de Delikli Taş’tır.
Yüzyıllardır binlerce insan bu taşın önünde niyaz etmiş, dua etmiş ve buradan
geçmeye çalışmıştır.
Ancak Delikli Taş’ın asıl anlamını doğru kavramak çok önemlidir.
Çünkü Alevi-Bektaşi öğretisinde hiçbir taşın, hiçbir mekânın tek başına insanı
kurtaracağına veya günahlarını bağışlatacağına inanılmaz.
Kurtuluş, insanın kendi vicdanı, güzel ahlâkı ve Hakk’a yönelişiyle mümkündür. Kötü niyetli
bir insana ne erenler ve evliyalar ne de Yüce Yaradan hidayet eder. Bunu unutmayalım.
Bizler dualarımızda, “Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımız olsun.” deriz.
Hak kimin yardımcısı, Hızır kimin yoldaşıdır?
Allah; niyeti ve gönlü güzel, arınmış, temiz ahlâklı, edepli ve yüreği sevgi dolu insanın
yardımcısıdır. Hızır ise aynı ilkelere sahip, ikrarı ve imanı bilen, Hak için yola hizmet etmeye
hazır olana yoldaştır. Bu nedenle Delikli Taş’ı ziyaret ederken onun bize hatırlattığı hikmeti
düşünmeliyiz. Zamanla insanlar bu taştan geçmenin manevi bir anlam taşıdığına
inanmışlardır. Ancak Alevi-Bektaşi büyükleri bu konuda şu önemli uyarıyı yaparlar:
Nefsini bilen er olur,
Gönlü sevgiyle dolar.
Çile ile pişen can,
Hakikat yolunu bulur.
“İncinsen de incitme.” “Hakikate giden yol, insanın kendi gönlünden geçer.” Taştan geçmek kolaydır; asıl mesele nefsi aşabilmektir.
Gerçek yolculuk, insanın kendi iç dünyasında yaptığı yolculuktur.
Delikli Taş bize şunu hatırlatır:
Hayat boyunca hepimiz dar geçitlerden geçeriz.
Bazen sabırla…
Bazen imtihanla…
Bazen acıyla…
Bazen de sevinçle…
Bu taş, insanın kendi vicdanıyla yüzleşmesini sembolize eder.
Eğer gönlümüzde kibir, kin ve nefret varsa; en geniş kapılar bile bize dar
gelir. Ama gönlümüzde sevgi, hoşgörü ve teslimiyet varsa; en dar yollar bile
bize açılır. İşte Delikli Taş’ın gerçek öğretisi budur.
Hünkâr’ın Öğretisi
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin bütün öğretisi insanı olgunlaştırmaya
yöneliktir. O bize hiçbir zaman şekle takılmayı değil, özü
güzelleştirmeyi öğütlemiştir.
Bu nedenle Delikli Taş’tan geçerken sadece bedenimiz değil, gönlümüz de bu yolculuğa
eşlik etmelidir.
Kendimize şu soruyu soralım:
Gönül kırdım mı?
Kul hakkına girdim mi?
İhtiyacı olana el uzattım mı?
Eline, beline ve diline sahip olabildim mi?
Bu soruların cevabı, taşın kendisinden çok daha önemlidir.
Burayı bir sınav veya mucize yeri olarak değil, tefekkür ve muhasebe yeri
olarak görelim. Unutmayalım ki asıl değişim, insanın gönlünde başlar.
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin sözü
“Hararet nardadır, sacda değildir;
Keramet baştadır, taçta değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.”
Bu söz, Hünkâr’ın öğretisinin özünü ifade eden en güçlü anlayışlardan biridir. İnsan,
hakikati ve kerameti önce kendi özünde aramalıdır.
Delikli Taş’ın oluş hikâyesi
Rivayet olunur ki:
Hz. Hünkâr Hace Bektaş Veli, Arafat Dağı’ndaki mağarada ibadet niyetiyle oturmuştu.
Ansızın Anadolu erenlerinden birkaç velayet ehli Hünkâr ululuğunu görmeye geldiler. El
öpüp birlikte oturdular. Erenler bir süre hakikat üzerine sohbet ettiler.
Sırası geldiğinde erenler, “Şahım, bu ibadet ettiğiniz yer güzel ve sevilen bir yer. Ama çok
karanlık; ışık girecek bir yer yok. Keşke bir de penceresi olsaydı, çok iyi olurdu!” dediler.
Hz. Hünkâr Hace Bektaş Veli o erenlerden bu sözü işitir işitmez çilehanenin dışarıya bakan
tarafına bir yumruk vurdu. Orada bir adam sığacak kadar yer açıldı. Hoş bir aydınlık oldu.
O erenler bu kerameti görünce çok beğenip övdüler. Sonra veda edip makamlarına
vardılar.”
“Her ne ararsan kendinde arayacaksın.”
Kısa Deyiş
5- ZİYARET DURAĞI
HÜNKÂR HACE BEKTAŞ VELİ DERGÂHI GİRİŞİ 1. AVLUSU
Sevgili canlar,
Anadolu’nun en önemli irfan merkezlerinin başında Hünkâr Bektaş Veli Dergâhı gelir.
Bu kutlu mekân, yüzyıllar boyunca sadece bir ziyaret yeri değil; ilmin, irfanın,
eğitimin, kardeşliğin, insan sevgisinin ve hoşgörünün yaşatıldığı büyük bir dergâh
olmuştur.
Buraya gelen insanlar yalnızca dua etmek için değil; güzel ahlâk öğrenmek, hizmet etmek
ve gönüllerini olgunlaştırmak için de gelmişlerdir.
Bugün bizler de aynı niyetle bu kapıdan içeri giriyoruz.
Dergâhın Tarihçesi
Hünkâr Hace Bektaş Veli, 13. yüzyılda Sulucakarahöyük’e yerleşerek burada bir irfan
ocağı kurmuştur.
Zamanla bu ocak büyümüş; dervişlerin yetiştiği, yol erkânının öğretildiği ve Anadolu’nun
birçok yerine rehberler gönderilen önemli bir merkez hâline gelmiştir.
Dergâhın bugünkü yapılarının önemli bir bölümü ise sonraki yüzyıllarda, özellikle Balım
Sultan döneminde geliştirilmiş ve genişletilmiştir.
Burada yetişen dervişler sadece Anadolu’ya değil, Balkanlar’a kadar giderek Hünkâr’ın sevgi
ve hoşgörü anlayışını taşımışlardır.
Sevgili canlar,
Birinci Avlu (Nadar Avlusu)
Gönül evin temiz ise,
Hak görünür her yerde.
Taş değil yol gösteren,
İrfandır gönüllerde.
“Dergâha giren, önce gönlünü temizlemelidir.” İlk adımımızı attığımız yer, dergâhın birinci avlusudur. Burası, dergâha gelen herkesin ilk karşılandığı bölümdür.
Geçmişte yolcular burada dinlenir, misafirler burada ağırlanır, ihtiyaç sahiplerine
yardım edilir, lokmalar paylaşılırdı.
Bu avlu bizlere şunu hatırlatır:
Dergâhın Kapısından Girerken
İçeri adım atmadan önce insan kendi kendine şöyle düşünür:
Eğer cevabımız sevgi, ilim ve irfansa; işte o zaman dergâhın gerçek kapısından
içeri girmiş oluruz.
Dergâhın Ruhu
Canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin öğretisinde en büyük zenginlik, insan yetiştirmektir.
Bugün bu avluda yürürken, bizden önce burada yürüyen dervişleri, babaları, dedeleri
ve yol hizmetkârlarını da hürmetle analım.
Yolumuzdan Bir Söz
Kısa Deyiş
Bu kapıya gelen can,
Kibre yer vermesin.
Muhabbetle eğilsin,
Gönül incitmesin.
“Ben buraya ne almaya geldim?” “Marifet, insanın kendi özünü bilmesidir.” Bir dergâhın kapısı herkese açıktır. Zengin-fakir… Kadın-erkek… Genç-yaşlı… Kim olursa olsun, edep ile gelen herkes bu kapıda kabul görür. Çünkü Hünkâr’ın kapısı ayrımın değil, birliğin kapısıdır. Alevi-Bektaşi geleneğinde dergâha girerken önce gönül hazırlanır. Bu taş duvarlar yüzyıllardır ayaktadır. Fakat dergâhı asıl ayakta tutan taşları değil; burada yaşatılan sevgidir. Paylaşılan lokmadır. Verilen eğitimdir. Gönül kazanmaktır. İnsan kendini tanıdıkça, Hakk’a yaklaşır.
6- ZİYARET DURAĞI
HÜNKÂR HACE BEKTAŞ VELİ DERGÂHI GİRİŞİ 2. AVLUSU
İkinci Avlu (Dergâhın Kalbi)
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın ikinci avlusuna giriyoruz.
Burası, dergâhın en önemli bölümlerinden biridir. Birinci avlu misafirlerin karşılandığı yer
iken, ikinci avlu eğitimin, hizmetin, paylaşmanın ve manevi terbiyenin yaşandığı bölümdür.
Yüzyıllar boyunca dervişler burada hizmet etmiş, lokmalar burada hazırlanmış, misafirler
burada ağırlanmış ve yol erkânı burada yaşatılmıştır.
Her taşın, her ağacın ve her yapının ayrı bir hikâyesi vardır.
Dergâh Bir Okuldu
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı yalnızca ibadet edilen bir yer değildi.
Burası aynı zamanda bir irfan mektebiydi.
Buraya gelen bir can önce hizmet etmeyi öğrenirdi.
Sonra paylaşmayı…
Sonra sabretmeyi…
Sonra gönül kazanmayı…
En sonunda ise insan olmayı…
Çünkü Hünkâr’ın öğretisinde ilim, ancak güzel ahlâkla anlam kazanır.
Hizmet Anlayışı
Alevi-Bektaşi yolunda hizmet etmek, en büyük ibadetlerden biri
kabul edilir. Bir sofrayı hazırlamak…
Bir misafire su vermek…
Bir yaşlıya yardımcı olmak…
Bir lokmayı bölüşmek…
Bütün bunlar Hakk’a hizmet sayılır.
İkinci avluda yürürken geçmişte burada hizmet eden dervişleri ve
canları hatırlayalım. Onlar gösteriş için değil, Hak için hizmet ettiler.
“Bu kapıdan içeriye yalnız ayaklarla değil, gönülle girilir.”
Bu avluda bulunan aşevi ve hizmet mekânları bize çok önemli bir
gerçeği hatırlatır. Alevi-Bektaşi geleneğinde lokma, sadece yemek
değildir. Lokma paylaşmaktır.
Lokma eşitliktir.
Lokma kardeşliktir.
Aynı sofraya oturan insanlar arasında üstünlük olmaz.
Çünkü Hakk’ın sofrasında herkes birdir.
Hünkâr’ın dergâhında pişen her lokmanın temelinde alın teri, helal kazanç ve
rızalık vardır. Bu ikinci avluda gezerken göreceğimiz bazı önemli yapılar şunlardır:
Üçler Çeşmesi
Aslanlı Çeşme
Dut Ağacı
Aşevi
Meydan Evi
Kiler
Derviş odaları
Hizmet mekânları
Bu yapıların her birini ayrı ayrı ziyaret edecek ve onların tarihî ve manevi
önemini anlayacağız.
Yolumuzdan Bir Söz
yürünmez.” Bu anlayış, Alevi-Bektaşi erkânının temel taşlarından
biridir.
Kısa Deyiş
Bir lokmayı bölüşelim,
Bir gönülde buluşalım.
Hünkâr’ın izinden gidip,
Muhabbetle
kaynaşalım.
“Rızalık olmadan lokma yenmez, muhabbet olmadan yol
7- ZİYARET DURAĞI
ÜÇLER ÇEŞMESİ
Birlikten Doğan Bereket
Sevgili canlar,
Şimdi Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en önemli duraklarından biri Üçler Çeşmesidir.
Yüzyıllardır bu çeşmeden akan su, yalnızca susuzluğu gidermemiş; aynı zamanda gönüllere
de ferahlık vermiştir.
Anadolu irfanında su, temizliğin, hayatın ve bereketin sembolüdür. Bu sebeple dergâhlarda
çeşmeler sadece su ihtiyacını karşılamak için değil, aynı zamanda manevi bir anlam
taşıması için yapılmıştır.
Alevi-Bektaşi öğretisinde “Üçler” denildiğinde ilk akla gelen Hak, Muhammed ve
Ali sevgisidir. Bu üç isim birbirinden ayrı düşünülmez.
Hak; varlığın mutlak kaynağıdır.
Hz. Muhammed, son peygamber ve ilahi mesajın tebliğ edicisidir.
Hz. Ali ise ilmin, adaletin ve velayetin sembolüdür.
Bu nedenle Üçler Çeşmesi, bizlere bu manevi bağı ve birlik anlayışını hatırlatır.
Suyun Hikmeti
Su, yaratılmış her canlının ortak ihtiyacıdır.
Su ayrım yapmaz…
Zengine de akar…
Fakire de akar…
İyiyi de kötüyü de serinletir.
İşte Hünkâr’ın öğretisi de su gibidir.
Kim gönlünü açarsa ondan nasibini alır.
Kim sevgiyle yaklaşırsa, o sevgiyi çoğaltır.
Bu yüzden çeşmenin başında dururken yalnızca suya değil, onun temsil ettiği paylaşma
ve bereket anlayışına da niyaz ederiz.
Çeşmenin Verdiği Ders
Sevgili canlar,
Üçler Çeşmesi bize sessizce şunu öğretir:
“Su, hayatın kaynağıdır; muhabbet ise gönüllerin kaynağıdır.”
Su aktıkça temiz kalır.
İnsan da paylaştıkça güzelleşir.
Bilgi paylaşıldıkça çoğalır.
Sevgi paylaşıldıkça büyür.
Lokma bölündükçe bereketlenir.
İşte Hünkâr’ın kurduğu dergâhın ruhu da budur.
Yolumuzdan Bir Söz
Bu söz, Hünkâr’ın öğretilerini özetleyen en güçlü çağrılardan biridir. Birlik içinde
yaşayan toplumlar güçlü olur; sevgiyle bir arada duran insanlar zorlukları birlikte aşar.
8- ZİYARET DURAĞI
ASLANLI ÇEŞME
Gücün Değil, Adaletin Sembolü
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın önemli yapılarından biri de Aslanlı Çeşmedir.
Dergâhı gezen birçok kişi bu çeşmeye sadece mimari bir eser gözüyle bakar. Oysa
Anadolu irfanında hiçbir yapı gelişigüzel yapılmamıştır. Her taşın, her kapının, her
çeşmenin bir anlamı vardır.
Aslanlı Çeşme de bunlardan biridir.
Buradan akan su, bedenimizi serinletirken; taşıdığı semboller de bizlere Hünkâr’ın
öğretilerini hatırlatır.
Türk-İslam ve tasavvuf geleneğinde aslan, cesaretin ve adaletin
sembolüdür. Alevi-Bektaşi inancında ise aslan denildiğinde gönüllerde ilk
olarak Hz. Ali canlanır.
Hz. Ali, “Haydar-ı Kerrar” yani “Allah’ın Aslanı” olarak anılır. Bu unvan, onun yalnızca savaş
meydanlarındaki cesaretini değil; doğruluğunu, ilmini, adaletini ve mazlumun yanında
duruşunu ifade eder.
Bu nedenle dergâhtaki aslan figürü, güç gösterisini değil; adaleti, hikmeti ve Ehl-i Beyt
sevgisini simgeler.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” “Kuvvet, haklı olana yakışır; adalet ise Hakk’a giden yolun temelidir.”
Suyun ve Aslanın Buluşması
Bir tarafta hayat veren su…
Diğer tarafta adaletin sembolü olan aslan…
Bu ikisi bize önemli bir ders verir.
Adalet, su gibi olmalıdır.
Herkese eşit ulaşmalıdır.
Kimseyi ayırmamalıdır.
Nasıl ki su susayan herkese akıyorsa, adalet de herkese aynı şekilde
ulaşmalıdır. Hünkâr’ın öğretisinde zulmün yeri yoktur; sevgi, hakkaniyet
ve merhamet vardır.
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli insanlara güçlü olmayı değil, haklı olmayı öğütlemiştir. Çünkü
gerçek güç; öfkesine hâkim olabilen, gönül kırmayan ve adaletten ayrılmayan insandadır.
Aslanlı Çeşme’nin önünde dururken Hz. Ali’nin şu anlayışını da hatırlayalım: “İnsanlar ya
dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
Bu anlayış, Alevi-Bektaşi öğretisinin özüne de yön veren evrensel bir
adalet anlayışıdır.
Bu Çeşmeden Alacağımız Ders
Sevgili canlar,
Hayat bize bazen güçlü olmayı değil, doğru olmayı öğretir.
Aslanlı Çeşme’nin mesajı da budur.
Kuvvet, adaletle birleşmediği zaman zulme dönüşebilir.
Bilgi, ahlâkla birleşmediği zaman kibir olabilir.
İbadet, sevgiyle birleşmediği zaman şekilden öteye geçemez.
Hünkâr bize bunların hepsini birlikte yaşamayı öğretmiştir.
Yolumuzdan Bir Söz
Kısa Deyiş
Aslan gibi yiğit ol,
Zulme asla boyun eğme.
Hakk’ın yolundan ayrılma,
Gönül kırıp incitme.
“Adalet, insanı Hakk’a yaklaştıran en büyük erdemlerden biridir.”
9- ZİYARET DURAĞI
HÜNKÂR’IN DUT AĞACI
Kökü Toprakta, Hikmeti Gönüllerde
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en dikkat çekici emanetlerinden biri de Dut Ağacı’dır.
Yüzyıllardır bu ağacın gölgesinde nice dervişler dinlenmiş, nice canlar niyaz etmiş ve
nice gönüller huzur bulmuştur.
Bu ağaç, sadece yaşlı bir dut ağacı değildir. O, Hünkâr’ın dergâhının yaşayan
hatıralarından biridir.
Karadut Ağacı’nın Hikâyesi
Rivayete göre, Horasan’da Hoca Ahmed Yesevi, müridi Bektaş Veli’yi Anadolu’ya
uğurlarken ona icazetini verir ve Sulucakarahöyük’ü yurt edinmesini buyurur. Ardından
orada bulunan erenlerden biri, yanan ocaktan ucu yanmış bir dut odunu alıp Rum diyarına
doğru fırlatır ve şöyle der:
Anadolu’ya ulaşan bu kutsal emanet, Emir Cem Sultan’ın halifesi Hakk Ahmed Sultan
tarafından karşılanır ve toprağa dikilir. Zamanla yeşeren bu odun, bugün bektaş
Dergâhı’nda Balım Sultan Türbesi’nin önünde bulunan ve herkes tarafından bilinen
asırlık Karadut Ağacı olur.
Bir başka rivayete göre ise Hoca Ahmed Yesevi, Hace Bektaş Veli’ye, “Bu odunu
bulduğun yerde dergâhını kur.” diye nasihatte bulunur. Ucu yanık dut odunu
Sulucakarahöyük’e düşer, mucizevi şekilde yeşerir ve ulu bir karadut ağacına dönüşür.
İnanca göre Hace Bektaş Veli de, “Bu ağaç dut verdikçe bilesiniz ki Anadolu bizimdir.”
buyurmuştur. Günümüzde de bektaş Dergâhı bahçesinde bulunan bu asırlık
Karadut Ağacı, bu menkıbenin simgesi olarak ziyaret edilmeye devam etmektedir.
Alevi-Bektaşi geleneğinde anlatıldığına göre bu dut ağacı, Hünkâr Bektaş
Veli’nin himmetiyle yeşermiş ve asırlardır dergâhın manevi emanetlerinden biri
olarak kabul edilmiştir.
Bugün dikkatle baktığımızda ağacın bir bölümünün kurumuş, diğer bölümünün ise
yaşamaya devam ettiğini görürüz.
İşte bu hâliyle Dut Ağacı, ziyaretçilerine sessizce bir ders verir.
Hayatta her şey değişir.
“Ağaç köküyle yaşar; insan ise irfanıyla.” “Rum’daki erenlerden biri bu odunu tutsun ki, Türkistan erenlerinin Rum’a bir er gönderdiği onlara malum olsun.”
İnsan yaşlanır…
Mekânlar eskir…
Nesiller değişir…
Fakat hakikat ve irfan yaşamaya devam eder.
Dut Ağacı’nın bir yanı kurumuş olabilir; fakat diğer yanı hâlâ
yeşermektedir. Bu görüntü bizlere şunu hatırlatır:
Hünkâr Bektaş Veli’nin bedeni toprağa emanet edilmiştir; fakat öğrettiği sevgi, birlik
ve insanlık anlayışı bugün de yaşamaktadır.
Ağacın Dili Olsa…
Eğer bu dut ağacı konuşabilseydi, belki de bize şöyle derdi:
“Yüzyıllardır nice insanlar gördüm.
Kimi ağlayarak geldi…
Kimi umutla geldi…
Kimi şükrederek ayrıldı…
Ama burada kalan yalnızca sevgi oldu.”
İşte Hünkâr’ın dergâhının özü de budur.
Hünkâr’ın Öğretisi
Hünkâr Hace Bektaş Veli, insanlara doğayla uyum içinde yaşamayı
da öğretmiştir. Ağaç dikmek…
Toprağı korumak…
Can taşıyan her varlığa merhamet etmek…
Bütün bunlar da güzel ahlâkın bir parçasıdır.
Çünkü yaratılanı seven, Yaradan’a saygı duyar.
Yolumuzdan Bir Söz
Bu anlayış, Alevi-Bektaşi öğretisinde insana olduğu kadar tabiata karşı da sorumluluk yükler.
Kısa Deyiş
Kök salmış bir dut gibi,
Sevgiyle büyüsün can.
Dallarımız birlik olsun,
Eksilmesin bu meydan.
Beden fanidir; hakikat bakidir. “Her canlı Hakk’ın emanetidir.”
10- ZİYARET DURAĞI
MEYDAN EVİ
Hakk’ın Huzurunda Eşitliğin Meydanı
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en önemli mekânlarından biri de
Meydan Evi’dir. Burası yalnızca dört duvardan oluşan bir yapı değildir.
Burası, ikrarın verildiği, cemlerin yürütüldüğü, rızalığın sağlandığı ve insanın
kendisiyle yüzleştiği kutsal bir meydandır.
Yüzyıllar boyunca nice dedeler, babalar, dervişler ve talipler bu meydanda bir araya
gelmiş; birlik lokması paylaşmış, cem erkânını yürütmüş ve Hakk’ın huzurunda can cana
oturmuştur.
Neden “Meydan” Denilir?
Sevgili canlar,
Alevi-Bektaşi yolunda “meydan”, yalnızca bir toplanma yeri değildir.
Meydan; hakikatin ortaya çıktığı, kimsenin makamı, malı ya da unvanıyla üstün
olmadığı yerdir. Bu meydana giren herkes “can”dır.
Ne zengin vardır ne fakir…
Ne amir vardır ne memur…
Ne güçlü vardır ne güçsüz…
Herkes Hakk’ın huzurunda eşittir.
İşte bu anlayış, Hünkâr’ın insanlığa bıraktığı en büyük miraslardan biridir.
İkrar ve Rızalık
Meydan Evi’nin temelinde iki büyük ilke vardır:
İkrar ve rızalık.
İkrar, Hakk yolunda yürümeye gönülden söz vermektir.
Rızalık ise kimsenin gönlünü kırmadan, kul hakkı taşımadan
yaşamaktır. Alevi-Bektaşi yolunda bir can, önce rızalık alır; sonra
meydana girer.
Çünkü kırık gönülle Hakk’ın huzuruna çıkılmaz.
Bu yüzden büyüklerimiz şöyle der:
“Meydana gelen, nefsini kapıda bırakır.”
On İki Hizmet
Sevgili canlar,
Meydan Evi aynı zamanda On İki Hizmetin yerine getirildiği mekândır.
Bu hizmetler; düzeni, paylaşmayı ve birlik içinde ibadeti temsil eder.
Her hizmet sahibi, görevini gösteriş için değil, Hakk’ın rızası için yapar.
Çerağcı, zakir, süpürgeci, gözcü, saki, peyik ve diğer hizmet sahipleri; cemin huzur
içinde yürütülmesine katkı sunarlar.
Bu hizmetlerin her biri eşit derecede kıymetlidir. Çünkü hizmetin büyüğü küçüğü olmaz;
önemli olan niyetin temizliğidir.
Sevgili canlar,
Meydan Evi bize şunu öğretir:
İnsan önce kendisini yargılamalıdır.
Başkalarının kusurunu aramadan önce kendi eksiklerini görmelidir.
Affetmeyi öğrenmelidir.
Paylaşmayı öğrenmelidir.
Ve en önemlisi…
Çünkü Hünkâr’ın yolunda en büyük ibadet, bir gönlü incitmemektir.
Yolumuzdan Bir Söz
Bu çağrı, yalnızca birlikte yaşamanın değil; aynı zamanda aynı sorumluluğu paylaşmanın
da ifadesidir.
Kısa Deyiş
Meydana gelen eğilsin,
Kibir kapıda kalsın.
Hakk’ın nuru
gönüllerde, Muhabbet
daim olsun.
“Rızalık olmadan yol yürümez.” “Gelin canlar bir olalım; iri olalım, diri olalım.” Gönül kazanmayı öğrenmelidir.
11- ZİYARET DURAĞI
KIRKLAR MEYDANI
Birliğin, Rızalığın ve Hakikat Yolunun Sembolü
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en kutsal bölümlerinden biri de Kırklar Meydanıdır.
Burası, yüzyıllardır Alevi-Bektaşi canlarının büyük bir saygıyla ziyaret ettiği, derin
anlamlar taşıyan bir mekândır.
“Kırklar” denildiğinde aklımıza yalnızca kırk kişi gelmemelidir. Kırklar, gönüllerini
Hakk’a bağlamış, birbirine rızalık vermiş, birlik olmuş erenleri temsil eder.
Kırklar Cemi’nin Hikmeti
Sevgili canlar,
Alevi-Bektaşi öğretisinde Kırklar Cemi, yolun en önemli sembollerinden biridir.
Rivayete göre Hz. Muhammed, Miraç dönüşünde manevi bir meclise kabul edilir. Bu
mecliste bulunan kırk eren, birbirinden ayrı değil, tek bir gönül ve tek bir muhabbet
hâlindedir.
Yani “Kırkımız bir, birimiz kırkımızdır.” anlayışıdır.
Bu anlatım bize şunu öğretir:
İşte Kırklar Meydanı da bu anlayışın sembolüdür.
Meydana Girmenin Anlamı
Sevgili canlar,
Bu meydana adım atan kişi, yalnızca bir kapıdan geçmez.
Aynı zamanda kendi gönlüne de yönelir.
Buraya kinle girilmez.
Kibirle girilmez.
Yalanla girilmez.
Kul hakkıyla girilmez.
Çünkü bu meydan, Hakk’ın huzurunda insanın kendisiyle yüzleştiği yerdir.
“Kırklar Meydanı, sayının değil; gönüllerin birliğinin adıdır.” Hakikat yolunda benlik yoktur, birlik vardır.
Rızalık Meydanı
Kırklar Meydanı’nın en önemli özelliklerinden biri rızalıktır.
Alevi-Bektaşi yolunda rızalık olmadan ne cem yürür ne de yol
tamamlanır. Büyüklerimiz şöyle der:
İnsan önce kardeşinin gönlünü almalı, sonra Hakk’ın huzuruna
çıkmalıdır. Buradaki kardeşlik, ikrar verilen musahip kardeşliğidir.
Çünkü gönül kırmak, yol erkânına sığmaz.
Kırklar Meydanı Bize Ne Öğretir?
Sevgili canlar,
Bugün burada kendimize şu soruları soralım:
Ben gönül yapabildim mi?
Kırdığım bir gönül varsa helallik isteyebildim mi?
Lokmamı paylaşabildim mi?
Mazlumun yanında durabildim mi?
İnsanları Yaradan’dan ötürü sevebildim mi?
İşte bu soruların cevabı, Kırklar Meydanı’nın gerçek anlamını anlamamıza yardımcı olur.
Hünkâr’ın Mesajı
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin bütün öğretisi bizi bir olmaya çağırır.
O, ayrılığı değil birliği…
Kini değil sevgiyi…
Kavgayı değil muhabbeti…
Üstünlüğü değil eşitliği…
öğretmiştir.
Bu yüzden Kırklar Meydanı’ndan ayrılırken sadece güzel fotoğraflar değil, güzel ahlâk
da götürmeliyiz.
Ulu ozanlarımızdan Şah Hatayi, dizelerinde şöyle der:
Gel ha gönül gidelim,
Dost iline varalım.
Kırklar ile bir olup,
Muhabbeti sürelim.
“Rızalık, Hakk’ın rızasına açılan kapıdır.”
12- ZİYARET DURAĞI
HÜNKÂR HACE BEKTAŞ VELİ TÜRBESİ ZİYARETİ
Pirimizin Huzurunda Niyaz
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin kutlu huzuruna varıyoruz.
Yüzyıllardır Anadolu’nun, Balkanlar’ın ve dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca can,
bu dergâha aynı niyetle gelmiştir:
Hünkâr’ın irfanından nasip almak, duasına ortak olmak ve Hak-Muhammed-Ali
yoluna bağlılığımızı yenilemek.
Bizler de bugün aynı niyetle, aynı edep ve aynı muhabbetle bu kutlu eşiğin önündeyiz.
Hünkâr’ın Huzuruna Girerken
Bu kapıdan içeri girerken sadece ayakkabılarımızı değil; gönlümüzde taşıdığımız kibri, öfkeyi
ve kırgınlıkları da dışarıda bırakmaya niyet edelim.
Buraya gelişimiz bir merasim değil, bir gönül yolculuğudur.
Hünkâr’ın huzuruna gelen canın en güzel hediyesi; temiz bir vicdan, helal lokma ve
kırmadığı gönüllerdir.
Hünkâr’ın Öğrettiği Yol
Hünkâr Hace Bektaş Veli, insanları birbirinden ayıran değil, bir araya getiren
bir mürşittir. Onun öğretisinin temelinde şunlar vardır:
Hak sevgisi,
Hz. Muhammed’e bağlılık,
Hz. Ali ve Ehl-i Beyt muhabbeti,
İlim,
İrfan,
Adalet,
Hoşgörü,
Rızalık,
Güzel ahlâk
vardır.
Onun en büyük kerameti, gönülleri fethetmesidir.
“Allah ile gönül arasında perde yoktur. Gönül temiz olursa yol açıktır.”
Türbe Ziyaretinin Anlamı
Bizler buraya Hünkâr’dan medet ummaya değil; onun Hakk yolunda bıraktığı büyük
mirası anlamaya geldik.
Türbe ziyareti, geçmişi hatırlamak kadar geleceğe de söz vermektir.
Kendimize şu soruları soralım:
Ben Hünkâr’ın öğrettiği gibi yaşayabiliyor muyum?
Eline, beline ve diline sahip olabiliyor muyum?
Bir gönül yapabiliyor muyum?
Kul hakkından sakınabiliyor muyum?
İşte bu muhasebe, ziyaretimizin en kıymetli kazanımı olacaktır.
Makâlât’tan Bir Hatırlatma
Hünkâr’ın Makâlât adlı eserinde insanın olgunlaşması; ilim, edep, ibadet, güzel ahlâk ve
nefsini terbiye etmesiyle açıklanır.
O, insanı dış görünüşüyle değil; ahlâkı ve davranışlarıyla değerlendirir.
Çünkü hakikate giden yol, önce insanın kendi gönlünden geçer.
Hünkâr’ın Mirası
Aradan yedi asırdan fazla zaman geçti.
Devletler değişti…
Sınırlar değişti…
Nesiller değişti…
Ama Hünkâr’ın şu çağrısı değişmedi:
Bu söz bugün de bizlere yol göstermeye devam etmektedir.
13- ZİYARET DURAĞI
BALIM SULTAN TÜRBESİ
Bektaşi Yolunun İkinci Piri
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli Dergâhı’nın en önemli ziyaret yerlerinden biri de Balım
Sultan Türbesidir.
“Hizmet eden yücelir, gönül yapan Hakk’a yaklaşır.”
Balım Sultan, Alevi-Bektaşi yolunda büyük bir saygıyla anılır ve “Pir-i Sânî”, yani İkinci
Pir unvanıyla bilinir.
Bu unvan, Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin kurduğu irfan yolunu yeniden düzenleyip
güçlendirmesi ve Bektaşi erkânının kurumsallaşmasına yaptığı büyük katkılar sebebiyle
verilmiştir.
Balım Sultan Kimdir?
Balım Sultan’ın 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başlarında yaşadığı kabul edilmektedir.
Osmanlı döneminde Hace Bektaş Dergâhı’nın postnişini olmuş, dergâhın eğitim
düzenini, erkânını ve hizmet anlayışını sistemli bir yapıya kavuşturmuştur.
Onun döneminde dergâh, Anadolu’nun ve Rumeli’nin birçok yerinden gelen dervişlerin
yetiştiği büyük bir irfan merkezi hâline gelmiştir.
Bugün Balkanlar’da yaşayan Bektaşi geleneğinde de Balım Sultan’ın adı büyük
hürmetle anılır.
Neden “İkinci Pir” Denilir?
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli bu yolun kurucu rehberidir.
Balım Sultan ise bu mirası koruyan, düzenleyen ve gelecek nesillere ulaştıran büyük bir
yol önderidir.
Bu sebeple ona “İkinci Pir” denilmiştir.
Bu unvan, Hünkâr’ın yerine geçtiği anlamına gelmez; onun emanetini yaşatma hizmetini
ifade eder.
Balım Sultan’ın Öğrettiği
Balım Sultan’ın hayatı bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
Bir yolu ayakta tutan yalnızca büyük önderler değildir.
O yolu sadakatle sürdüren, erkânını koruyan ve hizmet eden insanlar da o yolun
emanetçileridir. Bu nedenle Alevi-Bektaşi geleneğinde hizmet, makamdan üstün görülür.
Asıl büyüklük; tevazu, edep ve Hakk’ın rızası için çalışmaktır.
Kısa Deyiş
Pirden aldık bu yolu,
Hizmet ile yürürüz.
Birlik ile, muhabbetle,
Hakk’a doğru varırız.
14- ZİYARET DURAĞI
ATATÜRK EVİ
Cumhuriyet’in İzinde bektaş Ziyareti
Sevgili canlar,
Şimdi bektaş ilçesinde bulunan Atatürk Evi’ni ziyaret ediyoruz.
Bu mekân, bizlere yalnızca bir tarihî hatırayı değil; Anadolu insanının bağımsızlık,
çağdaşlaşma ve Cumhuriyet yolundaki büyük yürüyüşünü de hatırlatmaktadır.
bektaş, yüzyıllardır Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin sevgi, hoşgörü ve insanlık
anlayışıyla anılan önemli bir merkez olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bektaş’a gerçekleştirdiği ziyaret de bu tarihî bağın önemli
bir parçasıdır.
Atatürk’ün bektaş Ziyareti
Sevgili canlar,
Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele yıllarında Anadolu’nun farklı bölgelerini ziyaret
ederek halkla buluşmuş, onların düşüncelerini dinlemiş ve desteklerini almıştır.
Atatürk’ün bektaş’a gelişi de bu ziyaretlerden biridir.
Atatürk burada bektaş halkıyla ve dönemin Bektaşi ileri gelenleriyle görüşmüş;
Anadolu’nun manevi merkezlerinden biri olan bu bölgenin önemini yakından görmüştür.
Bu ziyaret, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde halkla kurulan gönül bağının önemli
örneklerinden biri olarak değerlendirilir.
bektaş ve Cumhuriyet Değerleri
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin öğretilerinde yer alan:
Akıl ve bilim,
İnsan sevgisi,
Eşitlik,
Hoşgörü,
Birlik ve kardeşlik
ilkeleri, çağdaş toplum anlayışıyla birçok noktada buluşmaktadır.
Hünkâr’ın şu sözü:
“Geçmişini bilen, geleceğini daha sağlam kurar.”
“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”
Bu söz, bilginin ve aklın önemini vurgulayan en güzel ifadelerden biridir.
Bu anlayış, eğitimli, bilinçli ve çağdaş bir toplum hedefiyle
örtüşmektedir.
Atatürk ve Hace Bektaş Düşüncesi
Sevgili canlar,
Atatürk’ün düşünce dünyasında da akıl, bilim, eğitim ve çağdaşlaşma önemli bir yere sahiptir.
Bu nedenle bektaş’ı ziyaret eden birçok insan, burada hem Hünkâr’ın insan
merkezli öğretisini hem de Cumhuriyet’in temel değerlerini birlikte hatırlar.
Biri bize insanı sevmeyi ve gönül yapmayı öğretirken; diğeri bağımsız, çağdaş ve aydınlık
bir toplum kurma idealini temsil eder.
Ziyaretimizden Alacağımız Ders
Bugün Atatürk Evi’ni ziyaret ederken şunu hatırlayalım:
Geçmişten aldığımız değerleri geleceğe taşımak bizim
sorumluluğumuzdur. Hünkâr’ın sevgi ve hoşgörü anlayışını;
Cumhuriyet’in akıl, bilim ve çağdaşlık anlayışıyla birleştirmek, gelecek nesillere
bırakacağımız en büyük miras olacaktır.
Yolumuzdan Bir Söz
15- ZİYARET DURAĞI
KADINCIK ANA
Hizmetin, Vefanın ve Gönül Analığının Sembolü
Sevgili canlar,
Kadıncık Ana, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş geleneğinin en önemli kadın yol ulularından biridir.
En çok Bektaş Veli ile birlikte anılır. Yazılı kaynaklarda Hatun Ana, Fatma Bacı, Fatma
Ana ve Kadıncık Ana gibi farklı isimlerle geçer.
En önemli kaynak olan Hace Bektaş Velayetnamesi’nde, Bektaş Veli’nin en yakın
yol arkadaşlarından biri olarak anlatılır.
“Yolumuz; sevgiyle, akılla ve bilgiyle aydınlanır.” “Hizmet eden can, Hakk’ın rızasına ulaşır.”
Rivayetlere göre Bektaş Veli’yi Sulucakarahöyük’te karşılamış, onu evinde misafir etmiş
ve Hakk’a yürümesinden sonra dergâhın manevi düzenini sürdürerek posta oturmuştur.
Birçok geleneğe göre Abdal Musa’nın yetişmesinde de önemli rol oynamıştır.
15. yüzyıl tarihçisi Âşıkpaşazade, Kadıncık Ana’yı Bâcıyân-ı Rûm’un başı olarak anar. Bu
durum, onun Anadolu’da kadınların inanç ve toplumsal yaşamındaki öncü konumuna işaret
eder.
Kadıncık Ana’nın tarihî yaşamına ilişkin kesin belgeler az olsa da, Alevi-Bektaşi
geleneğinde onun manevi kişiliği güçlü biçimde yaşatılmıştır.
Bugün Nevşehir’in bektaş ilçesinde Kadıncık Ana Evi, onun hatırasını yaşatan en
önemli mekânlardan biridir.
Ocak geleneğinde lokma hizmeti yapan kadınlar için söylenen “Benim elim değil, Kadıncık
Ana eli” sözü, onun manevi bereketini ve hizmet anlayışını simgeler.
Âşıkların nefeslerinde ve deyişlerinde de Kadıncık Ana, ermiş, yol gösterici ve ana
olarak övülmektedir.
Kadıncık Ana, yalnızca Hace Bektaş Veli’nin yakınındaki bir kişi değil; Alevi-Bektaşi
öğretisinde kadının inançtaki eşit yerini, hizmeti, bilgeliği, ana sevgisini ve yolun sürekliliğini
temsil eden kurucu şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir.
Bu nedenle Alevi-Bektaşi geleneğinde en saygın kadın erenlerden biri olarak anılmaya
devam etmektedir.
Sevgili canlar,
Kadıncık Ana’nın hayatında öne çıkan en önemli değer hizmettir.
Alevi-Bektaşi yolunda hizmet, sıradan bir görev değildir.
Hizmet;
Gönül almaktır.
Paylaşmaktır.
İnsanlara faydalı olmaktır.
Hakk’ın rızası için emek vermektir.
Kadıncık Ana’nın adı bugün hâlâ anılıyorsa, bunun sebebi yaptığı hizmetin ve taşıdığı
sevginin nesilden nesile aktarılmasıdır.
Kadıncık Ana bize şunu öğretir:
Büyük işler bazen büyük makamlarla değil, samimi bir hizmet ve temiz bir
gönülle gerçekleşir.
Kadıncık Ana’nın hatırası, Alevi-Bektaşi geleneğinde kadının yol içindeki değerini
de göstermektedir.
Bu gelenekte kadın, sadece toplumun bir parçası değil; bilginin, sevginin ve
kültürün taşıyıcısıdır.
Ana kelimesi de bu yüzden büyük bir saygı ifadesidir.
Çünkü ana;
Şefkattir,
Merhamettir,
Emeğin adıdır,
Gönül eğiten kişidir.
Kadıncık Ana için erenlerin nefesi şöyledir:
Kadıncık Ana’dır Urum’un eri
Ona mihman oldu Horasan piri
Şemsinin şulesi kamerin nuru
Gam ile kaderi araya atma
(Kul Fakır)
Kadını erlerden ayırmak zordur
Erler meclisine sevgisi vardır
Kadıncık ermiştir görmeyen
kördür Arifler meclisi bulan
Kadıncık Ana.
16- ZİYARET DURAĞI
AK PINAR TARİHÇESİ:
Üç defa “Ak Pınar’ım” der. Zülal gibi bir su çıkıp akmaya başlar. Hünkâr, “Beni ‘Akıp
pınarım.’ diye üç defa neden söylettin?” der. Sarı İsmail, sudan bir avaz işittiğini; bu sesin,
“Birinci söylemende Horasan ve Nişabur’dan hareket edip Erciyes Dağı’na geldim. Dağın yol
vermemesi nedeniyle çevresini yedi defa dolandım; ikinci emrinde onunla meşguldüm,
üçüncü seslenmende ancak gelebildim.” dediğini Hace Bektaş Veli’ye aktarır.
Hace Bektaş Veli, Sarı İsmail ile Karacahüyük Köyü’nün alt kısmında, dere kenarında otururken, elleriyle yeri karıştırmaya başlar.
17- ZİYARET DURAĞI
AT KAYA TARİHÇESİ
Bektaş Veli, Seyyid Mahmud Hayrani ve At Kaya
Seyyid Mahmud Hayrani, elinde kamçı gibi kullandığı bir yılanla bir aslanın üzerinde
Bektaş Veli’yi ziyaret etmek amacıyla yola çıkar. Haberi alan Bektaş Veli, “Bu kimse canlı
varlıklara binmiş geliyor, biz de cansıza binelim…” der. Kızılca Halvet yakınında kızıl bir kaya
vardır. Bektaş kayaya çıkar ve yürümesini buyurur. Taş, bir kuş biçimini alarak yola düşer.
Seyyid Mahmud Hayrani, bir erin cansız bir kayaya bindiğini ve altındaki kayanın kuş gibi uçup
geldiğini görünce Bektaş Veli’nin hikmetine hayran kalır. “Er nazarında küstahlık ve
edepsizlik etmeyiniz…” diyerek derhâl aslanın üzerinden iner ve yılanı elinden bırakır. Tekkeye
toplanırlar. Dervişler birbirleriyle görüşürler. Üç yüz dervişin tamamı Hünkâr’ın ayaklarına
kapanır. Tüm dervişler
Tekkekaya’nın önünde saf bağlayıp cem oluşturur; yer, içer, sohbet ve muhabbet eder, semah
dönerler.
SON SÖZLER
Sevgili canlar,
Gün boyunca Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin izini sürdük.
Hasan Dede’den başlayarak bektaş’ın kutlu mekânlarına
geldik. Beştaşlar’da Hünkâr’ın hikmetini hatırladık.
Çilehane’de insanın kendi nefsiyle mücadelesini düşündük.
Delikli Taş’ta gönül yolculuğunu konuştuk.
Dergâhın avlularında hizmeti, lokmayı ve muhabbeti gördük.
Meydan Evi ve Kırklar Meydanı’nda birliği ve rızalığı hatırladık.
Hünkâr’ın huzurunda ise onun bize bıraktığı en büyük mirasın insan sevgisi ve güzel
ahlâk olduğunu bir kez daha anladık.
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin öğretisi, insanı merkeze alan bir
anlayıştır. Bu yol bize;
Eline sahip olmayı,
Beline sahip olmayı,
Diline sahip olmayı,
öğütler.
Çünkü insanın gerçek değeri, sözüyle, davranışıyla ve ahlâkıyla ortaya
çıkar.
Hünkâr’dan Öğütler
Bu söz, yüzyıllardır Hünkâr’ın hoşgörü anlayışını anlatan en önemli ifadelerden biri
olarak yaşatılmıştır. İnsan bazen incinebilir; ancak gönül kırmamak, olgun insanın
yoludur.
Bu anlayış, kin yerine sevgiyi; öfke yerine anlayışı öğütler.
İnsanı anlamak, insanın gönlüne değer vermek Hünkâr’ın öğretisinin
temelidir.
Hünkâr’ın İnsan Anlayışı
Sevgili canlar,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’ye göre insan, yaratılmışların en değerlisidir.
Ancak insanın değeri makamıyla, malıyla veya sahip olduklarıyla
ölçülmez. Değer;
Edeple,
Doğrulukla,
Sevgiyle,
Hizmetle,
Güzel ahlâkla
ölçülür.
Hünkâr’ın Nefesi
Şah Hatayi’nin Dilinden
Sevgili canlar,
Bugün burada gördüğümüz her mekân bize aynı şeyi söyledi:
Taşlar bize sabrı anlattı.
Ağaç bize kökü ve sürekliliği anlattı.
Çeşmeler bize temizliği ve paylaşmayı anlattı.
Meydanlar bize birliği anlattı.
Hünkâr’ın huzuru ise bize insan olmayı anlattı.
Ziyaretimizin Özeti
Bu yolculuktan yanımıza şunları alalım:
Bir gönül kırmamaya niyet…
Muhammed Ali’nin yolu,
Gönüllerde açar gülü.
Sevgi ile yürüyenler,
Bulur hakikat yolunu.
Hararet nardadır, sacda değildir; Keramet baştadır, taçta değildir. Her ne arar isen kendinde ara; Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir. “İncinsen de incitme.” “Düşmanınız dahi insan olduğunu unutmayınız.” “Okunacak en büyük kitap insandır.” Bu nefes, insanın hakikati önce kendi gönlünde araması gerektiğini anlatır.
Bir lokmayı paylaşmaya niyet…
Birbirimizi sevmeye niyet…
Çocuklarımıza sevgi, hoşgörü ve insanlık mirası bırakmaya niyet…
Çünkü Hünkâr’a bağlılığın en güzel göstergesi, onun öğretilerini
yaşamaktır.
Kapanış Deyişi
ZİYARET GÜLBENGİ
Yolumuz Hak yolu, yönümüz hakikat yolu ola. Pirimiz Hünkâr Bektaş Veli’nin,
Hasan Dede’nin, Kadıncık Ana’nın, Balım Sultan’ın ve cümle erenlerin himmeti
üzerimizde daim ola.
Bu yolculuğumuz birlik ve beraberliğimize vesile ola. Lokmalarımız kabul, hizmetlerimiz
makbul, gönüllerimiz muhabbetle dolu ola.
Ziyaret edeceğimiz erenlerin ve evliyaların yüzü suyu hürmetine; dilde dileğimiz,
gönülde muradımız kabul ola. Hak, bizleri kazadan, beladan, görünür görünmez her
türlü afetten koruyup kollaya; Ehl-i Beyt’in şefaatinden mahrum eylemeye.
Hak aşkına çıktığımız bu yol, gönül huzuruyla tamamlanmış ola.
Hünkâr’ın dergâhında,
Muhabbet ile duralım.
Bir olalım can cana,
Hak yolunda varalım.
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla… Bismişah, Allah Allah… Erenlerin himmetiyle… Gerçeğe Hû! Mümine Yâ Ali!
DÖNÜŞ YOLUNDA MUHABBET VE TEŞEKKÜR
Sevgili Canlar,
Bugün çıktığımız bu yolculuk, yalnızca bir şehir gezisi veya ziyaret değildir.
Bu yolculuk; geçmişimizi hatırlama, inancımızın ve kültürümüzün köklerini tanıma,
Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin bizlere bıraktığı değerleri yeniden anlama yolculuğudur.
Niyet edip yola çıkarken taşıdığımız heyecanla, şimdi gönlümüzde yeni bilgiler, güzel
anılar ve manevi bir huzurla dönüş yolundayız.
Asıl Ziyaret Gönüldedir
Sevgili Canlar,
Bir yeri ziyaret etmek, yalnızca oraya gidip görmek değildir.
Asıl ziyaret, gördüğümüz güzellikleri hayatımıza taşımaktır.
Eğer Hünkâr’ın dergâhından;
Daha hoşgörülü,
Daha sabırlı,
Daha paylaşımcı,
Daha güzel ahlâklı insanlar olarak dönebiliyorsak,
işte o zaman gerçek bir ziyaret gerçekleştirmiş oluruz.
Hünkâr bizlere bir mekân değil, bir yol bırakmıştır.
O yol;
Sevgi yoludur.
Birlik yoludur.
İnsanlık yoludur.
Edep ve irfan yoludur.
Bizlere düşen görev; bu emaneti korumak, gelecek nesillere aktarmak ve Hünkâr’ın
çağrısını yaşamaktır.
Bu söz yalnızca bir öğüt değil, insanlık için sonsuz bir çağrıdır.
Yolumuz açık, gönlümüz aydın, muhabbetimiz daim olsun.
Hünkâr’ın Işığını Gönlümüzde Taşımak Dileğiyle… “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
Vakıf Adına Teşekkür
İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak düzenlediğimiz bu anlamlı ziyarette
bizlerle birlikte olan tüm canlarımıza gönülden teşekkür ederiz.
Bu yolculuğun gerçekleşmesinde emeği geçen;
Vakıf yöneticilerimize,
Organizasyonda görev alan canlarımıza,
Rehberlerimize,
Şoförlerimize,
Katılım sağlayan tüm gönül dostlarımıza
sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Birlikte attığımız her adım, kültürümüzün ve inancımızın yaşatılmasına bir katkıdır.
YOL GÜLBENGİ
Esirgeyen, Bağışlayan Allah’ın Adıyla…
Bismişah, Allah Allah…
Hak aşkıyla çıktığımız yolculuğumuzu, erenlerin ve evliyaların dergâhlarını ziyaret
ederek tamamladık. Pirimiz Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin, Hasan Dede’nin, Kadıncık
Ana’nın, Balım Sultan’ın ve cümle erenlerin himmeti üzerimizde daim ola.
Ziyaretlerimiz, niyazlarımız ve lokmalarımız Hak katında kabul ola. Dilde dileğimiz,
gönülde muradımız kabul ola.
Hak, dönüş yolumuzu açık eyleye; bizleri kazadan, beladan, görünür görünmez her
türlü afetten koruya. Sağlık, huzur ve muhabbetle sevdiklerimize ulaşmamızı nasip
eyleye.
Erenlerin himmetiyle…
Gerçeğe Hû! Mümine Yâ Ali!
İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı


