Erenlerin Dergâhlarına Ziyaret Rehberi (İç Anadolu Turu)

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Saygıdeğer canlar; İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Erenlerin Dergâhlarına Ziyaret” yolculuğuna hoş geldiniz. Bu çalışma, ziyaret edeceğimiz makamları ister okuyarak ister dinleyerek tanıyabilmeniz için hazırlanmıştır.

Bu yolculuk yalnızca tarihî yapılar görmek için çıkılan bir gezi değildir. Horasan’dan Anadolu’ya uzanan irfanın; ocak, dergâh, zaviye, hizmet, rızalık ve lokma geleneğinin izini sürecek, bugüne bıraktıkları ahlaki mirası anlamaya çalışacağız.

Ziyaret boyunca birbirimizin rızalığını gözetelim. Makamlara sükûnetle girelim; eşiğe, niyaz eden canlara, mekân görevlilerine ve yerel topluluğun uygulamalarına saygı gösterelim. Türbeleri birer irfan kapısı ve hizmet makamı olarak görelim.

Gerçek ziyaret, gidilen yerde bırakılan izden çok, oradan gönülden alınan paydır. Dönüşte daha sabırlı, daha adil, daha paylaşımcı ve daha merhametli olabiliyorsak yolculuğumuz maksadına ulaşmış demektir. Yolumuz Hak, Muhammed, Ali yolu; dilimiz muhabbet, niyetimiz rızalık olsun.

Yazıdaki Ziyaret Durakları

  1. Seyyid Cemal Sultan Türbesi
  2. Tapduk Emre Türbesi
  3. Karaca Ahmet Sultan Türbesi
  4. Koluaçık Hacım Sultan Türbesi
  5. Kurt Baba Türbesi
  6. Hamza Baba Türbesi
  7. Hasan Dede Türbesi
  8. Geyikli Baba Türbesi

1. Seyyid Cemal Sultan Türbesi

Döğer, İhsaniye / Afyonkarahisar

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Pirine bağlılığın, hizmetin ve ocak sürekliliğinin makamı

Yolculuğumuzun ilk ziyaret durağı, Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine bağlı Döğer beldesindeki Çakırlar mevkiinde bulunan Seyyid Cemal Sultan Türbesi’dir. Seyyid Cemal Sultan; Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin dervişleri ve halifeleri arasında anılan, Derviş Cemal Ocağı’nın tarihî hafızasında önemli yeri bulunan bir yol ulusudur.

Rivayete göre Hünkâr, kendisine sevgisini göstermek üzere “Cemâlim” diye seslenmiş; hizmet edeceği yeri bulması için onu batıya uğurlamıştır. Bineğinin kurt tarafından alındığı yerde yurt tutması öğütlenmiş, Seyyid Cemal Sultan da işaretin gerçekleştiği bölgede dergâhını kurmuştur.

Seyyid Nur-u Derviş Cemâl Sultan, Balıkesir elinde kalmaya karar verdikten sonra, bir ağanın yanında çobanlık yapmaya başlar. Geçici olarak iki çocuklu dul bir hatunun evinde misafir kalır. Ev sahibi dul hatun, hanesine misafir olan bu dervişin ulu bir zat olduğunu idrak eder ve hizmetinde asla kusur etmez.
Ne var ki Seyyid Nur-u Derviş Cemâl Sultan’ın bu iki yetimli hatunun evinde konaklamasını köylüler hoş karşılamaz ve durumu ağaya şikâyet ederler. Ağa, köylülerin de hazır bulunduğu bir demde Cemâl Sultan’ı konağına çağırıp şöyle der:
“Cemâl’im, biz seni iyi bir insan bildik, sana güvendik; lakin köylüler senden şikâyetçidir. İki çocuklu bir hatunun evinde kalıyormuşsun, bu nasıl olur?”
Seyyid Cemâl Sultan vakarla yanıt verir:
“Ben seyyidim, Evlâd-ı Resûl’üm. Benim o hatun hakkında hiçbir kötü niyetim olmaz, ona zararım da dokunmaz. Yanınızda çalışıp kazandığımı da o iki yetimin hakkı gözetilsin diye analarına verip hanelerine destek olurum.”

Bu sözlere rağmen odadaki köylülerin homurtuları dinmez; hatta dışarıda merakla olanı biteni dinleyen kadınlara kadar bu sesler ulaşır.

“Hiç bir kadınla bir erkek aynı çatı altında yaşar da aralarında bir şey geçmez mi?” söylentileri yayılır.

Ağanın tok sesi odadaki gürültüyü keser:
“Cemâl’im, ateş ile barut bir arada durur mu? Sana nasıl inanalım?”

Seyyid Cemâl Sultan, sanki başına gelecekler önceden malum olmuşçasına hazırlıklıdır. Sağ cebinden tütün kutusunu çıkarıp açar. Kutunun içine bir miktar barut, barutun hemen altına da bir miktar pamuk koymuştur.

Şöyle seslenir:
“Ağa, buyurun bu barutu ateşe verin. Eğer barutla birlikte altındaki pamuk da yanarsa, andolsun ki ben bu köyü terk eder giderim. Fakat pamuk yanmayıp öylece kalırsa, İsm-i Pâk-i Hak için bana inanır mısınız? Ey köylüler, Hakk’ın pak ismi hürmetine masum olduğuma kanaat getirir misiniz?”

Ağa kutuyu eline alır ve:
“Cemâl’im, burada hazır bulunan köylülerin şahitliğinde andolsun ki sana hiçbir kötülüğümüz dokunmaz.” diyerek kutudaki barutu ateşe verir.

Barut kıvılcımlar saçarak alev alıp yanarken, altındaki pamuk hiçbir zarar görmeden öylece durur. Bu ulu kerâmeti gözleriyle gören Ağa ve köylüler utanç içinde kalır; aman dileyip Seyyid Cemâl Sultan’ın eline sarılarak af dilerler.

Bu olaydan da anlaşılacağı üzere Hakk’a vasıl olmak ve kemalata ulaşmak; nefsin arzularına ve dedikodularına değil, barutun içinde pamuğu yakmayan o pak ve tertemiz kalbe sahip olmaya bağlıdır.

2. Tapduk Emre Türbesi

Yunus Emre Mahallesi, Sandıklı / Afyonkarahisar

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Doğruluğun, emeğin ve mürşide hizmetin hatırası

İkinci durağımız, Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde, eski adı Çayköy olan Yunus Emre Mahallesi’ndeki Tapduk Emre ziyaret yeridir.

Tapduk Emre, 1200 ile 1300’lü yıllar arasında, günümüzde Aksaray olarak adlandırılan İç Anadolu Bölgesi’nde yaşamıştır. Tapduk Emre; Hace Bektaş Veli ve Mevlânâ ile aynı çağda yaşamıştır. Tapduk Emre ile ilgili bilgiler oldukça azdır. Oysa Tapduk Emre, Yunus Emre’nin hocasıdır; Yunus Emre gibi ulu bir şahsiyeti yetiştirmiştir.

Bu manada o, dergâh sahibi bir pîr, rehber ve mürşittir. Büyük ihtimalle Yunus Emre kadar öne çıkan başka aydınlatıcılar, gönül erenleri de yetiştirmiştir. Tapduk Emre, Hace Bektaş Veli ile aynı çağda yaşamış ve bu Ulu Hünkâr ile ilişkiler geliştirmiştir. Rum erenleri, Hace Bektaş Veli’ye giderken Emre’ye “Haydi sen de bizimle gel.” dediler. Emre çok güçlü bir erdi; “Dost divanında erenlere nasip veren Hace Bektaş adında bir er görmedik.” dedi ve Hace Bektaş’a gitmedi. Emre’nin bu sözünü Hünkâr’a ilettiler.

Hünkâr, Sulucakarahöyük’te Kadıncık Ana’nın evine yerleşince çeşitli bölgelerden gelen muhipler, müritler etrafında toplanmaya başladı. Bu arada Hünkâr, Sarı İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı.

Emre yanına gelince Hace Bektaş:
— “Siz, ‘Dost divanında erenlere nasip veren Hace Bektaş adında bir kimse görmedik’ demişsiniz. Siz o nasip veren elin bir nişanesi/işareti olduğunu da bilir misiniz?” diye sordu.

Emre:
— “O divanda bir yeşil perde vardı, onun ardından bir el çıktı, bize nasip verdi. O elin avucunda güzel, yeşil bir ben vardı; şimdi bile görsem tanırım.” dedi.

Bunun üzerine Hace Bektaş elini açtı. Emre, Hace Bektaş’ın avucunda o güzelim yeşil beni görür görmez üç kez “Tapduk Hünkâr’ım! Tapduk Hünkâr’ım! Tapduk Hünkâr’ım!” dedi.

Bundan sonra da adı Tapduk Emre kaldı. Emre başındaki tacı çıkarıp Hünkâr’a teslim etti. Hünkâr, tacını tekbirleyip giydirdi; o da izin alıp makamına döndü. Tapduk Emre bir Anadolu erenidir. Ehlibeyt öğretisiyle onlarca derviş yetiştirmiştir. Bunlar arasında ünü günümüze kadar gelen, düşünceleri ile bütün insanlığı kucaklayan Yunus Emre de vardır.

Bu ziyaret, Yunus’un dilinde bütün insanlığa ulaşan sevgi ve kardeşlik çağrısının hangi emek ve edep ocağında yetiştiğini düşünme fırsatıdır. Makama vardığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Sözümüzde, özümüzde ve hizmetimizde ne kadar doğruyuz?

3. Karaca Ahmet Sultan Türbesi

Karacaahmet köyü, İhsaniye / Afyonkarahisar

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Şefkatin, şifanın ve karşılıksız hizmetin makamı

Üçüncü durağımız Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine bağlı Karacaahmet köyündeki ziyaretgâhtır. Karaca Ahmet Sultan adına Anadolu ve Balkanlar’ın birçok yerinde türbe ve makam bulunur. Bu anlatı, İhsaniye’deki türbe ve zaviye geleneğini esas alır.

Karaca Ahmet Sultan, kaynaklarda Orhan Gazi döneminde yaşayan Türkmen dervişleri ve Abdalân-ı Rûm arasında anılır. 1371 tarihli bir vakfiyede adının “Süleyman Horasanî oğlu Karaca Ahmed” biçiminde geçmesi, tarihî varlığına ilişkin önemli dayanaklardan biridir. Halk hafızasında ise özellikle ruhsal sıkıntılar yaşayan insanlara yardım eden bir eren ve halk hekimi olarak tanınmıştır.

Vilâyetnâme geleneğinde Karaca Ahmet Sultan, “Anadolu erenlerinin gözcüsü” olarak anlatılır. Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişini manevi gözüyle fark eden eren olduğu rivayet edilir.

Karacaahmet’te oluşan şifa geleneği, yalnız dua ve telkinden ibaret kalmamıştır. Kaynaklar, sıkıntı yaşayan insanların ve yakınlarının köyde ücretsiz ağırlandığını; dinlenme, beslenme, gözlem ve gündelik işlere katılma yoluyla topluma yeniden kazandırılmaya çalışıldığını aktarır. Bugünün bilgisiyle bazı eski uygulamaları onaylamak mümkün değildir; fakat bu geleneğin merkezindeki karşılıksız bakım, misafirperverlik ve dayanışma anlayışı çok değerlidir.

Türbenin içindeki çok sayıdaki sandukanın kimlere ait olduğu konusunda farklı kabuller vardır. Bazıları Karaca Ahmet Sultan’ın müridlerine, bazıları oğlu Şeyh Eşref ve onun soyuna nispet edilir. Bu nedenle mekânı tek bir kişinin kabri olmaktan çok, uzun süre hizmet vermiş bir derviş topluluğunun hafıza alanı olarak görmek gerekir.

Bu ziyarette Karaca Ahmet Sultan’ın “gözcülüğünü” dışarıyı denetlemek olarak değil, insanın kendi özünü gözetmesi olarak düşünelim. Darda kalana el uzatmanın, hastayı yalnız bırakmamanın ve lokmayı rızalıkla paylaşmanın yolumuzdaki yerini hatırlayalım.

4. Koluaçık Hacım Sultan Türbesi

Hacımköy, Sivaslı / Uşak

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Yetkiyi edeple taşımanın ve hatadan dönmenin öğretisi

Dördüncü durağımız Uşak’ın Sivaslı ilçesine bağlı Hacımköy’de bulunan Koluaçık Hacım Sultan Türbesi’dir. Hacım Sultan, Bektaşi geleneğinde ve adına düzenlenen velâyetnâmelerde Hünkâr HaceBektaş Veli’nin önde gelen halifeleri arasında anılır. Rivayetlerde asıl adının Recep olduğu, soyunun On İki İmam’dan İmam Ali Naki’ye bağlandığı aktarılır.

Hacım Sultan hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı velâyetnâme geleneğine dayanır. Bu anlatılara göre Hünkâr kendisine taç, hırka, alem, seccade ve sofra vermiş; mürşitlik sorumluluğunu simgeleyen bâtın kılıcını kuşatmış ve onu Germiyan yöresinde hizmete göndermiştir. Tarih araştırmaları ise kronoloji konusunda farklı görüşler ortaya koyar. Bu sebeple onu anlatırken tarihî bilgi ile menkıbeyi birbirinden ayırmak gerekir.

“Koluaçık” adı, yolun edep ve sorumluluk anlayışını anlatan çarpıcı bir menkıbeyle açıklanır. Rivayete göre Hacım Sultan, kendisine emanet edilen bâtın kılıcını izinsiz kullanarak bir canlıya zarar verir. Hünkâr’ın ikazıyla kolları tutmaz olur; pişmanlığını bildirip bağışlanma dileyince “Kolu açık olsun” sözüyle yeniden iyileşir. Bu anlatıda önemli olan olağanüstü olay değil, yetkinin keyfî kullanılmaması, hatanın kabul edilmesi ve ikrara sadakattir.

Hacım Sultan’ın Germiyan bölgesinden sonra Susuz denilen yere yerleştiği; burada bir zaviye kurduğu ve çevresinde bir hizmet topluluğu oluşturduğu aktarılır. Yerleşim zamanla Hacımköy adını almıştır. Hacım Sultan’ın Batı Anadolu’daki Türkmen toplulukları arasında Hünkâr’ın yolunun ve irfanının yayılmasında etkili olduğu kabul edilir.

Bu ziyaret bize, manevi makamın ayrıcalık değil sorumluluk olduğunu hatırlatır. Yol insanı hatasız saymaz; hatasını görmeye, rızalık istemeye ve bir daha aynı yanlışı yapmamaya çağırır. Hacım Sultan’ın huzurunda niyaz ederken, emaneti edeple taşımayı ve hiçbir canlıya zarar vermemeyi gönlümüzde tazeleyelim.

5. Kurt Baba Türbesi

Sarıçalı, Kemalpaşa / İzmir

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Koruyuculuğun, doğayla bağın ve sözlü hafızanın ziyareti

Beşinci durağımız İzmir’in Kemalpaşa çevresinde, Turgutlu yönündeki yol üzerinde bulunan Kurt Baba Türbesi’dir. Kurt Baba’nın tarihsel yaşamına ilişkin yazılı kayıtlar sınırlıdır. Onun hatırası daha çok yörede kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatılar ve canlı ziyaret geleneği içinde korunmuştur. Bu nedenle metindeki ayrıntılar bir tarih belgesinden çok, halk hafızasının taşıdığı menkıbeler olarak okunmalıdır.

En bilinen rivayete göre Kurt Baba henüz bebekken bir dişi kurt tarafından bulunmuş ve korunarak büyütülmüştür. “Kurt Baba” adı da bu anlatıyla ilişkilendirilir. Türk kültüründe kurt; zor zamanda yol gösteren, koruyan ve topluluğa çıkış yolu gösteren güçlü bir semboldür. Kurt Baba menkıbesi, bu eski kültürel motifin Anadolu erenleri çevresinde kazandığı yeni anlamlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Yöre halkı Kurt Baba’yı Horasan erenlerinden biri olarak anar; insanlara ilim, irfan, edep ve güzel ahlak öğütleyen bir veli kabul eder. Bazı yerel anlatılarda Ahmed Yesevî ve Hünkâr Hace Bektaş Veli yolu ile ilişkilendirilir. Ancak bu bağları doğrulayacak güçlü tarihî belgeler bulunmadığından, anlatıyı sözlü geleneğin manevi bağı olarak görmek daha uygundur.

Kemalpaşa çevresinde yaşayan “yedi kardeş” anlatısı, Kurt Baba’yı Hamza Baba ve başka erenlerle aynı manevi coğrafyada buluşturur. Bu anlatıya göre yedi eren Nif yöresine gelmiş, farklı yerlere dağılarak halka hizmet etmiştir. Böylece birbirinden ayrı görünen ziyaretgâhlar, ortak bir yol ve hizmet hafızasının parçaları hâline gelir.

Kurt Baba ziyareti, doğayı yalnız kullanılacak bir varlık olarak değil, insanla birlikte Hakk’ın bir emaneti olarak düşünmek için de vesiledir. Türbeye giderken çevreye zarar vermemek, ağaca ve toprağa saygı göstermek, canlıların yaşam hakkını gözetmek ziyaretin edebindendir.

6. Hamza Baba Türbesi

Hamza Baba köyü, Kemalpaşa / İzmir

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Emeğin, bereketin ve gönül birliğinin makamı.

Altıncı durağımız, İzmir’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Hamza Baba köyünde bulunan Hamza Baba Türbesi’dir.

Horasan erenlerinden kabul edilen Hamza Baba’nın, on dördüncü yüzyılda Anadolu’ya geldiği ve Manisa yöresine yerleştiği anlatılır. Kısa sürede adı geniş bir coğrafyaya yayılır. Halk, ilim ehli ve gönül insanları onun dergâhına akın etmeye başlar.

Bu ilgiden rahatsız olan Şehzade Murad, Hamza Baba’yı ortadan kaldırmak üzere asker gönderir. Ancak askerler, ona zarar vermek yerine Hamza Baba’nın yanında kalır; silahı bırakıp toprağa yönelir, çiftçilik yapmaya başlarlar.

Şehzade Murad bu kez büyük bir orduyla dergâhı kuşatır. Rivayete göre o sırada hayvanlar ürker, kayalar yerlerinden kopar, tepeler parçalanmaya başlar. Hamza Baba yüksekçe bir yere çıkarak:

“Ben durdum, siz de durun!” diye seslenir.

Bunun üzerine Şehzade Murad, Hamza Baba’yla baş edemeyeceğini anlar ve barışır.

Bir süre sonra ondan bir keramet göstermesini ister. Mevsim kıştır. Şehzade Murad bir sepet üzüm diler. Hamza Baba’nın gönderdiği hizmetli, kısa süre sonra bir küfe üzümle geri döner. Bu olayın ardından aralarındaki kırgınlık dostluğa dönüşür.

Hamza Baba’nın Hakk’a Yürüyüşü

İlerleyen yıllarda Hamza Baba Hakk’a yürür. Şehzade Murad ile Hamza Baba’nın yol arkadaşları arasında, onun Hakk’a uğurlama hizmetini kimin yürüteceği konusunda anlaşmazlık çıkar.

Sonunda Hamza Baba’nın naaşı bir odaya konur. Şehzadenin hazırlattığı tabut ile yol arkadaşlarının hazırladığı tabut yan yana bırakılır ve odanın kapısı kapatılır.

Bir süre sonra kapı açıldığında Hamza Baba’nın naaşı ortada yoktur. Yol arkadaşlarının hazırladığı tabutun ağırlaştığı görülür. Böylece Hakk’a uğurlama hizmetinin Hamza Baba’nın yol arkadaşlarına bırakıldığı anlatılır.

Şehzade Murad, onun adına bir türbe yaptırmak ister. Rivayete göre Manisa’da başka bir yapı için biriktirilen taşlar, bir gecede türbenin yapılacağı yere taşınır. Türbe tamamlanır.

Şehzade Murad, II. Murad adıyla tahta çıktığında Hamza Baba Türbesi’nin korunması ve bakım giderlerinin devlet hazinesinden karşılanması için buyruk verir.

Türbenin Kerametleri

Cumhuriyet’in ilk yıllarında İzmir Valisi Kâzım Dirik’in türbeyi kaldırmak istediği anlatılır. Halkın karşı çıkması üzerine türbeyi yerinde inceleyen vali, türbedar Rıza Önder’den Hamza Baba’nın hikâyesini dinler ve yıkım kararından vazgeçer. Ancak türbede bulunan el yazmalarından bir daha haber alınamaz.

Yerel hafızada 1980 yılında yaşanan başka bir olay da anlatılır. Türbeyi yakmak isteyen bir kişi, etrafa benzin döker. Ancak çakmağı defalarca çakmasına rağmen benzin bir türlü tutuşmaz. Bu olay, Hamza Baba’nın makamındaki kerametlerden biri olarak hatırlanır.

Türbenin yazın serin, kışın ise soba yakılmadığı hâlde sıcak kaldığına dair anlatılar da vardır.

Hamza Baba’nın bereketi, yüzyıllardır pişirildiği söylenen aşure lokmasıyla da yaşar. İki büyük kazanda pişirilen aşurenin, ne kadar can niyaz ederse etsin herkese yettiği anlatılır. Binlerce kap aşure dağıtıldığı hâlde kazanların hâlâ dolu kaldığına dair menkıbeler, paylaşılan lokmanın bereketini simgeler.

Sandukanın önündeki açıklığa, içine madeni para bağlanmış mendiller sarkıtılır. Bazı mendillerin içindeki paraların kaybolduğu ve bunun niyazın kabulüne işaret sayıldığı anlatılır. Ayrıca şifa niyetiyle kullanılan bir yağdan ve uzaktaki toprağa ulaşıldığı söylenen başka bir açıklıktan söz edilir.

Bütün bu anlatılar, Hamza Baba’nın halk hafızasında yaşayan kerametleridir. Ancak bu makamın asıl sırrı, insanları kavgadan emeğe; ayrılıktan gönül birliğine; bencillikten paylaşmaya çağırmasındadır.

Hamza Baba’nın eşiğinde niyaz ederken onun açık sofrasını, toprağa verdiği değeri ve insanları bir araya getiren gönül dilini hatırlayalım.

Bu ziyaretten gönlümüze düşen pay; kırgınlıkları gidermek, hizmete omuz vermek, lokmamızı paylaşmak ve rızalığı gözetmek olsun.

7. Hasan Dede Türbesi

Şehitler Mahallesi, İnegöl / Bursa

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Rızalığın, köy hafızasının ve birlik lokmasının makamı

Yedinci durağımız, Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Şehitler Mahallesi’ndeki Hasan Dede Türbesi’dir. Hasan Dede, köyün kuruluşu ve manevi kimliğiyle bütünleşmiş bir eren olarak yaşatılır. Kurtuluş Savaşı sırasında köyün yakılmasıyla ona ait olduğu söylenen belgelerin kaybolduğu aktarılır; bu nedenle yaşamına ilişkin bilgiler büyük ölçüde sözlü tarihe dayanır.

Yöre anlatısında Hasan Dede’nin Ahmed Yesevî yoluna bağlı olduğu, 14. yüzyıl dolaylarında Bursa çevresine geldiği ve Geyikli Baba ile aynı manevi hizmet halkası içinde bulunduğu söylenir. Şehitler’de köyün kurucu ereni kabul edilir. Bu bilgiler kesin tarihî kayıtlar olarak değil, topluluğun kendi geçmişini anlamlandırdığı ortak hafıza olarak değerlendirilmelidir.

Hasan Dede hakkında anlatılan Karaağaç menkıbesinde, yanan bir odun parçasının düştüğü yerin yurt seçildiği ve odunun yeniden yeşerdiği aktarılır. Başka bir anlatıda tepede görülen ışık, onun gelişine işaret eder. Su kaynağının ortaya çıkışıyla ilgili menkıbeler ise bereketi, hayat vermeyi ve taliple pir arasındaki gönül bağını simgeler.

Hasan Dede’nin hatırası, köyün cem ve rızalık anlayışında güçlü biçimde yaşamaktadır. Aralarında kırgınlık bulunanların rızalık sağlamadan ceme katılmaması gerektiğine inanılır. Bu, Alevi inancında ibadetin yalnız bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu; gönül kırıklığı giderilmeden meydanın tamamlanmayacağını anlatır.

Türbe çevresindeki adak, çerağ ve lokma uygulamaları da topluluk hafızasının parçalarıdır. Burada önemli olan dileği bir alışverişe çevirmek değil; verilen sözü tutmak, lokmayı rızalıkla paylaşmak ve ihtiyaç sahibini gözetmektir. Her yıl yapılan anmalar da Hasan Dede’nin adını ortak muhabbet ve dayanışmayla yaşatır.

Bu ziyaret, taşın ve yapının ötesinde bir köyün hafızasına misafir olmaktır. Eşiğe, mekâna ve oradaki canların inanç pratiğine saygı gösterelim; rızalık, birlik ve paylaşma duygusunu büyütelim.

8. Geyikli Baba Türbesi

Babasultan Mahallesi, Kestel / Bursa

Sesli Anlatım İçin Tıkla⬇️

Doğayla uyumun, kanaatin ve açık sofranın hatırası

Yolculuğumuzun son ziyaret durağı, Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan Mahallesi’ndeki Geyikli Baba Türbesi’dir. Azerbaycan’ın Hoy şehrinde doğan Orhan Gazi devri Osmanlı evliyası Geyikli Baba’nın 1275-1350 yılları arasında yaşadığı bilinmekte. Bağdatlı Şeyh Ebü’l-Vefa hazretlerinin yolunda ilerleyen Geyikli Baba, aynı fikirdeki Baba İlyas Horasani’den dersler aldı. Zahiri ve batıni ilimlerde ve tasavvuf yolunda kemale erdi. Rum ülkesine gelerek Anadolu’nun uç bölgesinde Osmanlı mücahitleri ile beraber İslamiyet’i yayarak gaziler arasına katıldı.

Bursa’nın fethi sırasında bir geyiğe binerek elinde altmış okkalık bir kılıç olduğu halde en ön saflarda çarpıştı. Kalenin fethinde birçok kerameti görüldü. Bu yüzden ona Geyikli Baba ismi verildi. Fetihten sonra Keşiş (Ulu) Dağı’na yerleşti. Kendi halinde yaşadığı dergâhında gelenlere Alevi İslam felsefesini öğretirdi. Orhan Gazi, Bursa’nın fethine yardıma gelen evliyanın gönlünü almak hem de halini görmek için onları Bursa’ya davet etti. Ve Orhan Gazi, “Eğer Geyikli Baba gelmezse, ben varıp elini öpeyim.” dedi.

Geyikli Baba’yı bulduktan sonra Orhan Gazi’nin sözlerini ileterek Bursa’ya davet ettiler. Geyikli Baba bu davete rıza göstermeyerek, “Sakın Orhan da gelmesin. Dervişler gönül ehli olurlar, gözetirler. Öyle bir vakitte varırlar ki vardıkları zamanda ettikleri duanın kabul olmasını arzu ederler.” buyurdu.

“Bari Orhan Gazi’ye dua et.” dediklerinde; “Biz onu hatırımızdan çıkarmıyoruz. Her zaman devletine dua ile meşgulüz. Onun İslamiyet’e hizmeti sebebiyle, sevgi ve muhabbeti kalbimizde taht kurmuştur.” diye haber gönderdi.

Bir zaman sonra Geyikli Baba dergâhından bir ağaç dalı keserek Orhan Gazi’nin bulunduğu saraya girdi. Sarayın avlusuna getirdiği dalı dikmeye başladı. Orhan Gazi’ye durumu haber verdiler. Orhan Gazi durumu izledikten sonra kişinin Geyikli Baba olduğunu bildi.

Geyikli Baba, ağacı dikince doğruldu ve Orhan Gazi’ye; “Bu hatıramız burada kaldığı müddetçe, dervişlerin duası senin ve neslinin üzerindedir. Senin neslin ve devletin bu ağaç gibi kök salacak, dalları çok uzaklara ulaşacak, evlatların din-i İslam’a çok hizmet edecekler.” deyip; “Kökü sabit, dalları ise göktedir.” mealindeki İbrahim suresi 24. ayet-i kerimesini okudu.

Az sonra da geldiği gibi gitti. Diktiği ağaç ulu bir çınar oldu. O ağacın bugün Bursa’da Hazret-i Üftade’ye giden Kavaklı Cadde’deki çınar ağacı olduğu söylenmektedir.

Bu ziyaretlerin asıl maneviyatı, erenlerin makamlarında bulunmaktan öte, onların güzel ahlakını ve hizmet anlayışını gönlümüzde taşımaktır. Her bir makam bize; nefsimizi terbiye etmeyi, gönül kırmamayı, lokmamızı paylaşmayı ve canlıya zarar vermeden yaşamayı öğütler. Dönüş yolunda bu öğütlerden birini dahi hayatımıza katabiliyorsak, ziyaretimiz anlamına ulaşmış demektir. Yolumuz açık, gönlümüz bir, rızalığımız daim olsun.

Tüm ziyaret yerlerine ait ses dosyasını aşağıdaki ikona tıklayarak dinleyebilirsiniz.⬇️

Instagram'da İstanbul Cemevi

Bizi Takip Edin

14,080BeğenenlerBeğen
38,479TakipçilerTakip Et
1,170AboneAbone Ol