Erenlerin Dergâhlarına Ziyaret: Yolculuk Öncesi Okuma ve Dinleme Rehberi

Saygıdeğer canlar; İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Erenlerin Dergâhlarına Ziyaret” yolculuğuna hoş geldiniz. Bu rehber, ziyaret edeceğimiz ziyaret yerleri hakkında bilgi edinmeniz için hazırlanmıştır.

Bu yolculuk yalnızca tarihî yapılar görmek için çıkılan bir gezi değildir. Horasan’dan Anadolu’ya uzanan irfanın; ocak, dergâh, zaviye, hizmet, rızalık ve lokma geleneğinin izini süreceğiz. Her durakta bir erenin yaşamından çok, o yaşamın bugüne bıraktığı ahlaki çağrıyı anlamaya çalışacağız.

Metinlerde tarihî belgelerle doğrulanabilen bilgiler açık biçimde aktarılmış; sözlü kültüre ve velâyetnâmelere dayanan anlatılar “rivayet edilir”, “anlatılır” ve “kabul edilir” ifadeleriyle ayrılmıştır. Menkıbeleri tarih belgesi olarak değil; toplumun yüzyıllar boyunca taşıdığı değerleri, sembolleri ve yol öğütlerini anlatan gönül dili olarak dinleyelim.

Ziyaret boyunca birbirimizin rızalığını gözetelim. Makamlara sükûnetle girelim; eşiğe, niyaz eden canlara, mekân görevlilerine ve yerel topluluğun uygulamalarına saygı gösterelim. İzinsiz fotoğraf çekmeyelim. Doğaya, tarihî yapılara ve hiçbir canlıya zarar vermeyelim. Türbeleri birer “dilek kapısı”ndan önce irfan, yüzleşme ve hizmet makamı olarak görelim.

Gerçek ziyaret, gidilen yerde bırakılan izden çok, oradan gönle alınan paydır. Dönüşte daha sabırlı, daha adil, daha paylaşımcı ve daha merhametli olabiliyorsak yolculuğumuz maksadına ulaşmış demektir. Yolumuz Hakk, Muhammed, Ali yolu; dilimiz muhabbet, niyetimiz rızalık olsun.

Yazıdaki Ziyaret Durakları

  1. Seyyid Cemal Sultan Türbesi
  2. Tapduk Emre Türbesi
  3. Karaca Ahmet Sultan Türbesi
  4. Koluaçık Hacım Sultan Türbesi
  5. Kurt Baba Türbesi
  6. Hamza Baba Türbesi
  7. Hasan Dede Türbesi
  8. Geyikli Baba Türbesi

1. Seyyid Cemal Sultan Türbesi

Döğer, İhsaniye / Afyonkarahisar

Pirine bağlılığın, hizmetin ve ocak sürekliliğinin makamı

Sesli anlatım için dinle

Yolculuğumuzun ilk ziyaret durağı, Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine bağlı Döğer beldesindeki Çakırlar mevkiinde bulunan Seyyid Cemal Sultan Türbesi’dir. Bu çalışma, ekli kaynak metinde anlatılan Döğer makamını esas almaktadır. Seyyid Cemal Sultan; Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin dervişleri ve halifeleri arasında anılan, Derviş Cemal Ocağı’nın tarihî hafızasında önemli yeri bulunan bir yol ulusudur.

Seyyid Cemal Sultan’ın yaşamına ilişkin tarihî bilgiler, ocak belgeleriyle birlikte Vilâyetnâme ve sözlü anlatılardan gelir. Bu nedenle doğum ve Hakk’a yürüme tarihleri gibi ayrıntılar kesin hükümler olarak değil, gelenekte aktarılan bilgiler olarak değerlendirilmelidir. Rivayete göre Hünkâr, kendisine sevgisini göstermek üzere “Cemâlim” diye seslenmiş; hizmet edeceği yeri bulması için onu batıya uğurlamıştır. Bineğinin kurt tarafından alındığı yerde yurt tutması öğütlenmiş, Seyyid Cemal Sultan da işaretin gerçekleştiği bölgede dergâhını kurmuştur.

Onun adına anlatılan ateş ve pamuk menkıbesi, bu ziyaretin temel mesajlarından birini taşır. İnsanlar hakkında önyargıyla hüküm verilmemesi, kişinin nefsine hâkim olması ve temiz niyetini koruması öğütlenir. Menkıbenin tarihî bir belge değil, kuşaktan kuşağa aktarılan ahlaki bir anlatı olduğunu bilerek dinlemek gerekir.

Seyyid Cemal Sultan’ın evlatları ve yolunu sürdürenler zamanla Anadolu’nun farklı bölgelerine yayılmış; ocak hizmeti, dede-talip ilişkisi, rızalık, görgü ve toplumsal dayanışma üzerinden devam etmiştir. Türbe bu nedenle yalnızca bir kabir değil; bir ocağın, hizmet zincirinin ve ortak hafızanın buluşma yeridir.

Bu makamda niyaz ederken Seyyid Cemal Sultan’ın pirine bağlılığını ve hizmet anlayışını hatırlayalım. Ziyaretimizi kişisel bir dilek arayışından öte; özümüzü yoklama, gönül kırmama ve yol kardeşliğini büyütme niyetiyle gerçekleştirelim.

2. Tapduk Emre Türbesi

Yunus Emre Mahallesi, Sandıklı / Afyonkarahisar

Doğruluğun, emeğin ve mürşide hizmetin hatırası

Sesli anlatım için dinle

İkinci durağımız, Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde, eski adı Çayköy olan Yunus Emre Mahallesi’ndeki Tapduk Emre ziyaret yeridir. Sel Çayı ile Çanlı Dere arasındaki bu alanda Tapduk Emre ve Yunus Emre’ye ait olduğu kabul edilen mezarlar yan yana anılır. Anadolu’nun başka bölgelerinde de iki erene nispet edilen makamlar bulunduğundan, burası için “Sandıklı geleneğinde Tapduk Emre’nin kabri kabul edilen ziyaret yeri” demek en doğru ve ölçülü ifadedir.

Tapduk Emre’nin 13. yüzyıl ile 14. yüzyılın başlarında yaşadığı düşünülür. Savaşların, göçlerin ve büyük toplumsal sarsıntıların yaşandığı bir dönemde; doğruluk, sabır, paylaşma ve gönül birliği öğütleyen Türkmen dervişleri arasında yer almıştır. Hangi inanç ve tasavvuf çevresine bağlı olduğu konusunda farklı akademik görüşler vardır. Alevi-Bektaşi hafızasında ise Hünkâr Hace Bektaş Veli ile kurulan manevi bağ üzerinden anılır.

“Tapduk” adının doğuşu da bir menkıbeyle anlatılır. Rivayete göre Emre adlı eren, bir mecliste gördüğü işareti Hünkâr’ın avucunda yeniden görünce aradığı mürşidi bulduğunu anlayarak “Tapduk Hünkârım” der. Bu söz; bulmayı, tanımayı ve hakikati gönülden kabul etmeyi simgeler.

Tapduk Emre’nin kültürümüzdeki en güçlü yeri, Yunus Emre’nin mürşidi oluşudur. Rivayete göre Yunus, dergâha yıllarca odun taşımış ve içlerinde tek bir eğri dal bulunmamıştır. “Bu kapıdan eğri odun girmez” anlayışı, yalnız odunun değil; sözün, davranışın ve niyetin de doğru olması gerektiğini anlatır. Hizmet burada yalnız bir iş değil, insanın kendisini olgunlaştırdığı bir eğitimdir.

Bu ziyaret, Yunus’un dilinde bütün insanlığa ulaşan sevgi ve kardeşlik çağrısının hangi emek ve edep ocağında yetiştiğini düşünme fırsatıdır. Makama vardığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Sözümüzde, özümüzde ve hizmetimizde ne kadar doğruyuz?

3. Karaca Ahmet Sultan Türbesi

Karacaahmet köyü, İhsaniye / Afyonkarahisar

Şefkatin, şifanın ve karşılıksız hizmetin makamı

Sesli anlatım için dinle

Üçüncü durağımız Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine bağlı Karacaahmet köyündeki ziyaretgâhtır. Karaca Ahmet Sultan adına Anadolu ve Balkanlar’ın birçok yerinde türbe ve makam bulunur. Bu anlatı, İhsaniye’deki türbe ve zaviye geleneğini esas alır.

Karaca Ahmet Sultan, kaynaklarda Orhan Gazi döneminde yaşayan Türkmen dervişleri ve Abdalân-ı Rûm arasında anılır. 1371 tarihli bir vakfiyede adının “Süleyman Horasanî oğlu Karaca Ahmed” biçiminde geçmesi, tarihî varlığına ilişkin önemli dayanaklardan biridir. Halk hafızasında ise özellikle ruhsal sıkıntılar yaşayan insanlara yardım eden bir eren ve halk hekimi olarak tanınmıştır.

Vilâyetnâme geleneğinde Karaca Ahmet Sultan, “Anadolu erenlerinin gözcüsü” olarak anlatılır. Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişini manevi gözüyle fark eden eren olduğu rivayet edilir. Aslana binip yılanı kamçı yaparak Hünkâr’ı ziyarete gelişi ve Hünkâr’ın yürüyen duvarla onu karşılaması da en bilinen menkıbelerden biridir. Bu anlatının özü gösteriş değil tevazudur: Hakikati gören kişi kudretini sergilemez; nefsini indirir, hakikatin önünde baş eğer.

Karacaahmet’te oluşan şifa geleneği, yalnız dua ve telkinden ibaret kalmamıştır. Kaynaklar, sıkıntı yaşayan insanların ve yakınlarının köyde ücretsiz ağırlandığını; dinlenme, beslenme, gözlem ve gündelik işlere katılma yoluyla topluma yeniden kazandırılmaya çalışıldığını aktarır. Bugünün bilgisiyle bazı eski uygulamaları onaylamak mümkün değildir; fakat bu geleneğin merkezindeki karşılıksız bakım, misafirperverlik ve dayanışma anlayışı çok değerlidir.

Türbenin içindeki çok sayıdaki sandukanın kimlere ait olduğu konusunda farklı kabuller vardır. Bazıları Karaca Ahmet Sultan’ın müridlerine, bazıları oğlu Şeyh Eşref ve onun soyuna nispet edilir. Bu nedenle mekânı tek bir kişinin kabri olmaktan çok, uzun süre hizmet vermiş bir derviş topluluğunun hafıza alanı olarak görmek gerekir.

Bu ziyarette Karaca Ahmet Sultan’ın “gözcülüğünü” dışarıyı denetlemek olarak değil, insanın kendi özünü gözetmesi olarak düşünelim. Darda kalana el uzatmanın, hastayı yalnız bırakmamanın ve lokmayı rızalıkla paylaşmanın yolumuzdaki yerini hatırlayalım.

4. Koluaçık Hacım Sultan Türbesi

Hacımköy, Sivaslı / Uşak

Yetkiyi edeple taşımanın ve hatadan dönmenin öğretisi

Sesli anlatım için dinle

Dördüncü durağımız Uşak’ın Sivaslı ilçesine bağlı Hacımköy’de bulunan Koluaçık Hacım Sultan Türbesi’dir. Hacım Sultan, Bektaşi geleneğinde ve adına düzenlenen velâyetnâmelerde Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin önde gelen halifeleri arasında anılır. Rivayetlerde asıl adının Recep olduğu, soyunun On İki İmam’dan İmam Ali Naki’ye bağlandığı aktarılır.

Hacım Sultan hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı velâyetnâme geleneğine dayanır. Bu anlatılara göre Hünkâr kendisine taç, hırka, alem, seccade ve sofra vermiş; mürşitlik sorumluluğunu simgeleyen bâtın kılıcını kuşatmış ve onu Germiyan yöresinde hizmete göndermiştir. Tarih araştırmaları ise kronoloji konusunda farklı görüşler ortaya koyar. Bu sebeple onu anlatırken tarihî bilgi ile menkıbeyi birbirinden ayırmak gerekir.

“Koluaçık” adı, yolun edep ve sorumluluk anlayışını anlatan çarpıcı bir menkıbeyle açıklanır. Rivayete göre Hacım Sultan, kendisine emanet edilen bâtın kılıcını izinsiz kullanarak bir canlıya zarar verir. Hünkâr’ın ikazıyla kolları tutmaz olur; pişmanlığını bildirip bağışlanma dileyince “Kolu açık olsun” sözüyle yeniden iyileşir. Bu anlatıda önemli olan olağanüstü olay değil, yetkinin keyfî kullanılmaması, hatanın kabul edilmesi ve ikrara sadakattir.

Hacım Sultan’ın Germiyan bölgesinden sonra Susuz denilen yere yerleştiği; burada bir zaviye kurduğu ve çevresinde bir hizmet topluluğu oluşturduğu aktarılır. Yerleşim zamanla Hacımköy adını almıştır. Hacım Sultan’ın Batı Anadolu’daki Türkmen toplulukları arasında Hünkâr’ın yolunun ve irfanının yayılmasında etkili olduğu kabul edilir.

Bu ziyaret bize, manevi makamın ayrıcalık değil sorumluluk olduğunu hatırlatır. Yol insanı hatasız saymaz; hatasını görmeye, rızalık istemeye ve bir daha aynı yanlışı yapmamaya çağırır. Hacım Sultan’ın huzurunda niyaz ederken, emaneti edeple taşımayı ve hiçbir canlıya zarar vermemeyi gönlümüzde tazeleyelim.

5. Kurt Baba Türbesi

Kemalpaşa / İzmir

Koruyuculuğun, doğayla bağın ve sözlü hafızanın ziyareti

Sesli anlatım için dinle

Beşinci durağımız İzmir’in Kemalpaşa çevresinde, Turgutlu yönündeki yol üzerinde bulunan Kurt Baba Türbesi’dir. Kurt Baba’nın tarihsel yaşamına ilişkin yazılı kayıtlar sınırlıdır. Onun hatırası daha çok yörede kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatılar ve canlı ziyaret geleneği içinde korunmuştur. Bu nedenle metindeki ayrıntılar bir tarih belgesinden çok, halk hafızasının taşıdığı menkıbeler olarak okunmalıdır.

En bilinen rivayete göre Kurt Baba henüz bebekken bir dişi kurt tarafından bulunmuş ve korunarak büyütülmüştür. “Kurt Baba” adı da bu anlatıyla ilişkilendirilir. Türk kültüründe kurt; zor zamanda yol gösteren, koruyan ve topluluğa çıkış yolu gösteren güçlü bir semboldür. Kurt Baba menkıbesi, bu eski kültürel motifin Anadolu erenleri çevresinde kazandığı yeni anlamlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Yöre halkı Kurt Baba’yı Horasan erenlerinden biri olarak anar; insanlara ilim, irfan, edep ve güzel ahlak öğütleyen bir veli kabul eder. Bazı yerel anlatılarda Ahmed Yesevî ve Hünkâr Hace Bektaş Veli yolu ile ilişkilendirilir. Ancak bu bağları doğrulayacak güçlü tarihî belgeler bulunmadığından, anlatıyı sözlü geleneğin manevi bağı olarak görmek daha uygundur.

Kemalpaşa çevresinde yaşayan “yedi kardeş” anlatısı, Kurt Baba’yı Hamza Baba ve başka erenlerle aynı manevi coğrafyada buluşturur. Bu anlatıya göre yedi eren Nif yöresine gelmiş, farklı yerlere dağılarak halka hizmet etmiştir. Böylece birbirinden ayrı görünen ziyaretgâhlar, ortak bir yol ve hizmet hafızasının parçaları hâline gelir.

Kurt Baba ziyareti, doğayı yalnız kullanılacak bir varlık olarak değil, insanla birlikte Hakk’ın bir emaneti olarak düşünmek için de vesiledir. Türbeye giderken çevreye zarar vermemek, ağaca ve toprağa saygı göstermek, canlıların yaşam hakkını gözetmek ziyaretin edebindendir.

6. Hamza Baba Türbesi

Hamza Baba köyü, Kemalpaşa / İzmir

Emeğin, lokmanın ve gelip geçene hizmetin ocağı

Sesli anlatım için dinle

Altıncı durağımız, İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde kendi adıyla anılan Hamza Baba köyündeki türbedir. Hamza Baba, yörede Horasan’dan Batı Anadolu’ya gelen gazi erenler arasında anılır. Yaşadığı dönem hakkında farklı rivayetler bulunsa da 1521-1522 tarihli Saruhan Evkaf Defteri, onun tarihî kişiliği ve hizmetleri için önemli bir dayanak sunar.

Bu kayda göre Hamza Baba, Nif’e bağlı Gerdeme köyü yakınındaki Kapukaya mevkiinde kendi emeğiyle arazi açmış, su getirmiş, bağ kurmuş ve bir zaviye oluşturmuştur. Zaviye; yalnız inanç hizmetinin yürütüldüğü bir yer değil, yolcuların ağırlandığı, lokmanın paylaşıldığı ve ihtiyaç sahiplerinin gözetildiği sosyal bir merkezdir. Hamza Baba’nın mirasının özünde emekle üretmek ve üretileni canlarla paylaşmak vardır.

Sözlü gelenekte Hamza Baba’nın Ahmed Yesevî ve Hünkâr Hace Bektaş Veli ile manevi bağı anlatılır; Hünkâr tarafından Saruhan yöresine hizmet için gönderildiği rivayet edilir. Tarihî kronoloji konusunda farklılıklar bulunduğundan bu bilgiler geleneksel anlatım olarak aktarılmalıdır.

Hamza Baba’yı başka birçok ziyaretgâh ereninden ayıran yönlerden biri, adına bağlanan yazılı mirastır. Makâmât-ı Evliyâ, Kitâbü’l-Usûl, Tasavvuf Risâlesi ve Dîvân adlı eserlerde insanın kendisini bilmesi, gönül terbiyesi, tevazu, doğru inanç ve dünyanın geçiciliği gibi konular işlenir. Bu eserler, onun yalnız menkıbelerde değil, yazılı irfan dünyasında da iz bıraktığını gösterir.

Mevsimsiz üzüm ve naaşının dergâha yönelmesi gibi menkıbeler, Hamza Baba’nın halk hafızasındaki manevi yerini anlatır. Türbe çevresinde çerağ uyandırma, niyaz, adak ve lokma paylaşma gibi uygulamalar sürer. Ancak ziyaretin özünü nesnelere olağanüstü güç yüklemekten çok; samimi niyet, hizmet ve paylaşma oluşturmalıdır.

Bu makamda Hamza Baba’nın emeğini hatırlayalım: Toprağı işlemek, suyu cana ulaştırmak, bağ yetiştirmek ve kapıya geleni boş çevirmemek. Ziyaretimizin niyazı da paylaşmayı büyütmek olsun.

7. Hasan Dede Türbesi

Şehitler Mahallesi, İnegöl / Bursa

Rızalığın, köy hafızasının ve birlik lokmasının makamı

Sesli anlatım için dinle

Yedinci durağımız, Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Şehitler Mahallesi’ndeki Hasan Dede Türbesi’dir. Hasan Dede, köyün kuruluşu ve manevi kimliğiyle bütünleşmiş bir eren olarak yaşatılır. Kurtuluş Savaşı sırasında köyün yakılmasıyla ona ait olduğu söylenen belgelerin kaybolduğu aktarılır; bu nedenle yaşamına ilişkin bilgiler büyük ölçüde sözlü tarihe dayanır.

Yöre anlatısında Hasan Dede’nin Ahmed Yesevî yoluna bağlı olduğu, 14. yüzyıl dolaylarında Bursa çevresine geldiği ve Geyikli Baba ile aynı manevi hizmet halkası içinde bulunduğu söylenir. Şehitler’de köyün kurucu ereni kabul edilir. Bu bilgiler kesin tarihî kayıtlar olarak değil, topluluğun kendi geçmişini anlamlandırdığı ortak hafıza olarak değerlendirilmelidir.

Hasan Dede hakkında anlatılan Karaağaç menkıbesinde, yanan bir odun parçasının düştüğü yerin yurt seçildiği ve odunun yeniden yeşerdiği aktarılır. Başka bir anlatıda tepede görülen ışık, onun gelişine işaret eder. Su kaynağının ortaya çıkışıyla ilgili menkıbeler ise bereketi, hayat vermeyi ve taliple pir arasındaki gönül bağını simgeler.

Hasan Dede’nin hatırası, köyün cem ve rızalık anlayışında güçlü biçimde yaşamaktadır. Aralarında kırgınlık bulunanların rızalık sağlamadan ceme katılmaması gerektiğine inanılır. Bu, Alevi inancında ibadetin yalnız bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu; gönül kırıklığı giderilmeden meydanın tamamlanmayacağını anlatır.

Türbe çevresindeki adak, çerağ ve lokma uygulamaları da topluluk hafızasının parçalarıdır. Burada önemli olan dileği bir alışverişe çevirmek değil; verilen sözü tutmak, lokmayı rızalıkla paylaşmak ve ihtiyaç sahibini gözetmektir. Her yıl yapılan anmalar da Hasan Dede’nin adını ortak muhabbet ve dayanışmayla yaşatır.

Bu ziyaret, taşın ve yapının ötesinde bir köyün hafızasına misafir olmaktır. Eşiğe, mekâna ve oradaki canların inanç pratiğine saygı gösterelim; rızalık, birlik ve paylaşma duygusunu büyütelim.

8. Geyikli Baba Türbesi

Babasultan Mahallesi, Kestel / Bursa

Doğayla uyumun, kanaatin ve açık sofranın hatırası

Sesli anlatım için dinle

Yolculuğumuzun son ziyaret durağı, Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan Mahallesi’ndeki Geyikli Baba Türbesi’dir. Geyikli Baba, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yıllarında Bursa ve İnegöl çevresinde faaliyet gösteren gazi-dervişler ve Rum abdalları arasında anılır. Kaynaklar onun dervişleriyle birlikte bölgenin tarihî dönüşümünde yer aldığını, ardından Uludağ eteklerine yerleştiğini aktarır.

Geyikli Baba’nın asıl adı konusunda farklı kayıtlar vardır; ancak kültürel hafızada en güçlü adı “Geyikli Baba”dır. Menkıbelerde dağlarda geyiklerle dolaştığı, bazen geyiğe binerek yolculuk ettiği anlatılır. Geyik; Türk kültüründe doğayla uyumun, yol göstericiliğin ve kutsal olanı haber veren işaretin sembollerinden biridir. Türbede korunan geyik boynuzları da bu anlatının mekândaki izidir.

Orhan Gazi ile ilgili menkıbeler Geyikli Baba’nın dünyalık karşısındaki tavrını öne çıkarır. Rivayete göre kendisine geniş topraklar verilmek istendiğinde “Mülk Hakk’ındır” diyerek kabul etmemiş; yalnız dervişlerinin yaşayacağı ve hizmetin süreceği kadar bir alan almıştır. Bu tutum kanaati, nefsin sınırlandırılmasını ve makamın servete dönüştürülmemesini anlatır.

Başka bir rivayette saraya omzunda bir kavak fidanıyla gidip onu avluya diktiği, Orhan Gazi ve soyuna dua ettiği aktarılır. Babasultan’daki büyük çınar da benzer bir hatırayla ilişkilendirilir. Ağaç burada kök salmayı, sürekliliği ve canlı bir mirası temsil eder.

Geyikli Baba Zaviyesi yüzyıllar boyunca yolcuya, yoksula ve misafire yemek verilen bir hizmet merkezi olmuştur. Vakıf kayıtları, bu açık sofra geleneğinin düzenli bir kurum olarak sürdüğünü gösterir. Bugün yapılan anmalarda derviş pilavının paylaşılması, eski zaviye lokmasının kültürel devamı sayılabilir.

Geyikli Baba ziyaretiyle yolculuğumuzu tamamlarken üç öğüdü yanımıza alalım: Tabiata zarar vermeden yaşamak, dünyalığa karşı kanaatkâr olmak ve soframızı paylaşmak. Ziyaretin gerçek karşılığı, dönüş yolunda bu değerleri gündelik hayatımıza taşıyabilmektir.

Instagram'da İstanbul Cemevi

Bizi Takip Edin

13,850BeğenenlerBeğen
36,188TakipçilerTakip Et
1,130AboneAbone Ol